Gülüşün ve Unutuşun Kitabı

Gölge Konuşuyor:

Kitap okurken bazen kafamı gereksiz bazı ayrıntılarla boşuma meşgul ediyorum, bu romanda yaptığım gibi. Bu ayrıntı bir takıntı haline geliyor. Özellikle teknik detaylarda oluyor bu… Okuduğum ve bitirdiğim şeyi bir türe sokmakta kafası karışabilir insanın. Ama nihayetinde yazar bunun bir roman olduğunu söylüyorsa konu kapanmıştır demek. Romanda bir öyküdür zaten.gülüşün

Romanında çeşitleme yaptığında söylüyor Kundera. Birbirine değen ve birbirine açılan öyküler. Ve Kundera’nın diğer öykülerindeki parçalar sanki bu romanda toplanmış. Bir fragman kitabı bile denilebilir bu romana. Şaka‘nın politik atmosferi, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği‘nin cinsler arası ilişkisi, Yaşam Başka Yerde‘nin mizahı, Yavaşlık‘ın felsefesi, Ölümsüzlük‘ün anakronizmi, hepsi bu romanda. Her romanını aynı düzeyde beğenmesem de genel olarak Kundera beğendiğim bir öykücü ve romancıdır. Gülüşün ve Unutuşun Kitabı‘nı da beğendiğim Kundera romanları arasına dahil ediyorum.

Bana en sevdiğim Kundera romanı olan Ölümsüzlük’ü hatırlatan bölümler oldu. Kundera, Ölümsüzlük’te olduğu gibi farklı çağlarda yaşamış tarihsel kişiliklerin ve edebiyatçı yazarların buluştuğu bölümler  eklemiş bu deneysel romana. Çeşitlemeler yaptığını söylüyor. Ben buna güzellemeler diyorum. Bu bölümler bu oyuncul romanın kuramsal ve deneysel bir altyapı üzerine kurulduğunu da gösteriyor.

Kundera’nın her romanı aynı zamanda sevişme üzerine kuramsal bir kitaptır. John Berger’in mükemmel ifadesi, “erkekler izlerler, kadınlar izlendiklerini izlerler” sözünün pratiğidir bu romanlar. İlişkideki oyun izleğini en ince ayrıntısına kadar görürüz burada. Örneğin kadın aslında adamla sevişmeye gelmiş. Ne var ki, adam cinsel arzusunu yansıtırken kadın çekingen davranır ve adamı engeller. Hayırları peş peşe sıralar. Sanki ilişki burada kadının isteğiyle değil adamın zorlamasıyla gerçekleşir. Hoş sonuçta kadın da yelkenleri suya indirmiştir, ama adam zorlamasaydı ilişki olmayacakmış sonucu da çıkabilir buradan… Kundera provakatif  davranarak buradaki tecavüzle, gönüllü birlikelik arasında ince çizgiyi işaret eder… Sadece bir örnek verdim konuyla ilgili, ama Kundera’daki durum kadın ve erkeğin ortak bir itirafıdır sanki.

Milan Kundera’nın fildişi tavrı ve politik tavrı (tavırsızlığı mı desem) hoşlanmadığımı daha önce ifade etmiştim. Bu konudaki söylediklerinin tamamının gerçekdışı olduğunu söylemiyorum yalnız. Mesela kadın adamın sevişmesinden hoşlanmamış, çünkü adam bir entelektüel gibi sevişmiş. Zamanın Çekoslovakya’sında entelektüel olmak negatif bişeymiş çünkü. Entelektüel halktan kopuk bir zavallı esasında. Bir devrimci gibi sevişmek diye bir şey varmıymış? Tabi bu bir roman. Ama böyle bir şeyin kafadan uydurulması da bana zor geliyor.

 

Reklamlar