Rüya Galerisi

Gölge Konuşuyor:

“Diri tutulması gereken sürekli güvensizlik.” En akılda kalacak söz bu olacak diye düşünüyorum ileride bu romandan. Ne kadarını hatırlarım bilmiyorum ama Nanu Şirketler Grubu’nun sahibi romanı bize nakleden Numan Nakzen’in ağzından hemen romanın başında çıkan bu sözü hatırlarım herhalde. Çünkü bu söz romanın rotasını da belirleyecek bir söz. Ne var ki, altmış dokuz yaşındaki Numan Nakzen’in artık yaşayamadığı, bundan elli yıl önceki söz konusu güvensizlik durumunu tekrar yaşamak istiyor. Bunun için rotası, gidecek yeri belli olmayan gemiyle seyahat edecek, aynı amaçla gemiye binecek diğer yolcularla birlikte…

“Karnavalesk roman” deniliyormuş böylelerine.  Ben bilmiyordum. Ekşi Sözlük’te şöyle bir tanım var: “Bakhtin’in icat ettiği sözcük. karnaval halinde yaşanan durum. Nedir karnaval Bakhtin’in düşüncesinde. karnaval Bakhtin’e göre, farkın reddedildiği, özne pozisyonlarının homojenleştiği, sınıfsal eşitsizliklerin, antagonizmanın çarşı iznine çıktığı, hiyerarşik yapıların, ilişkilerin hükmünün olmadığı, yasa(k) ve kısıtlamanın askıya alındığı, sahte tavırların olmadığı, özgür, sahici etkileşimlerin yaşandığı, kahkaha, çılgınlık, oyun anı, yeri. Bakhtin romantize ve idealize ederek bu karnaval haline devrimci potansiyeller atfeder.” Tanımı okuduktan sonra teyit etmiş oldum romanın Karnavalesk olduğunu.

Hani bu kadar kışkırtıcı bir anlatım zor bulunur. Dalga geçme ve kızma da yok. Samimi itiraflar ama sanki itirafların çoğu gemi kalkmadan önce tan ağarırken, bahsedilen biraz sonra uyanacak olan milyonlara mesaj gibiydi. Okurla da uğraşılmış sanki, hani ne derece ben çemberin dışındayım inancında olursanız olun virüs size de bulaşmıştır mesajı var. Oldukça makyavelist bir hikaye başlangıcı var. Medya ve iş dünyasındaki tüm çürümüşlük ona katkı sağlayan milyonlara da bulaşmıştır. Yukarıda sınıf farklılıkların çarşı  iznine çıktığı tespiti yanlış olmasa da söz konusu farklılıklar olduğu yerde duruyor. Bu farklılıklar tüm faşizmlerde olduğu gibi korporasyon ikliminde yürüyor.

İki bölümlük romanın ikiye bölünmüş ilk bölümünde güvensizliğin ve çürümenin tesis edildiği iş (Nanu) ile medya (Zürriyet Gazetesi) işleniyor. Fakat romanı asıl güzelleştiren Rüya Galerisi adlı ikinci bölümdür. Bu bölüm gemi yolculuğundaki karakterin tüm yaşananları temize çektiği bölümdür. Bunu yaparken de geçmişle sınırlı kalmıyor, tarihten, mitolojiden benzeşimler kurarak ilerliyor anlatı.

Dört romanı ve bir öykü kitabını okuduğum Barlas Özarıkça benim için çok özel bir yerde. Oğuz Atay ve Yusuf Atılgan’la ısrarlı bir şekilde kurulan benzerliklerin ötesinde onun yazdıklarının bir değeri vardır. Özarıkça’daki bozgunculuk, diklenmenin yarısı diğerlerinde yok. Özellikle Atay’ın yaydığı kinizmden eser yok Özarıkça’nın eserlerinde. Atay’da ve Atılgan’da durumdan hoşnutsuzluk Özarıkça kadar görünür değil. Alttan alta Atay ve Atılgan’ın karakterleri kinizmlerinden zevk almakta ve Özarıkça’nınkiler kadar provakatif değiller. C.’yi tenzih ediyoruz ama…