Ağızdaki Kuşlar

Gölge Konuşuyor:

Birbirinden harika on sekiz öykü okuduğumu düşünüyorum. Böyle iyi öyküler verin bana diğer türlerden vazgeçerim yeminle. Sonradan keşfettiğim bu türün sadece Türkiye, Amerika, bilemedin Rusya’yla sınırlı kaldığını sanıyordum. Ama şimdi türün diğer kıtalara, diğer coğrafyalara uzanan kolları olduğunu biliyorum. Buradaki Arjantin’den. Genç yazar Schweblin’in temeli sağlamdır, Borges gibi duayen var. Ama onun kökleri, beslendiği damarlar arka kapakta da bahsi yapıldığı üzere ülke sınırlarını aşmış. Kafka, Poe ve Carver örnek verilmiş ama liste genişletilebilir. Hangi öyküde kimden izler var, ismini zikrettiğim şahsiyetleri bilen birinin hemen farkedebileceği bir şey. Örneğin Kazıcı adlı öyküyü ismi kapatıp kim yazmış diye soran olursa gözü kapalı Kafka derdim…

On sekiz öykü, on sekiz dünya ve on sekiz tarz. Belli ki Schweblin de vatandaşı Borges gibi denemeci ve derlemeci. Benavides’in Ağır Valizi adlı öykü günümüzün şiddet toplumuna ağır eleştiri var. Birey de yine sıkıntılı. Sorunu sadece kendi içiyle değil, ruhsal durumunu etkileyen toplum kuralları, gündelik hayat ile işi ile kurduğu ilişki (buna işsizliği de ekleyebiliriz), sistem ve yapılarla kurulan ya da kurulamayan ilişkiler. Tüm bu ilişkiler yumağı neticesinde bireye kalan depresyon, ruhsal bozukluklar (canlı kuş yiyen bile var), uykusuzluk, sosyopati. Özellikle depresyon sıkça işleniyor.

Tarz dedik, mesela Muhafaza Edilenler’in depresyondaki kahramanı aslında biz okurlarla sağlıklı bir ilişki kuruyor. Bizimle mi veyahut yazı ile mi o da tartışılır.

Hep tespitlerde bulunuyoruz ama o kadar da net konuşmamak lazım. Malum öykü. Gedikleri çok fazla olan bir tür. Her okur başka türlü yerleşebilir çünkü. En son öykü Toprağın Altında’da mesela kafası iyi olan ihtiyarın anlatıklarını halen bir yere oturtmaya çalışıyorum..