Hayat Bir Kervansaray

Gölge Konuşuyor:

Hayatımız masalmış, mitmiş  gerçekten. Bir gerçekliğin içinde yaşıyoruz evet, ama bir o kadar da gerçekliğin kıyısındayız.  Daha ziyade bizi, inançlar ve kanılar  yönlendiriyor tespitinde bulundum Hayat Bir Kervansaray’ı Hayat Bir Kervansarayokuduktan sonra. Romanın kahramanı genç kızın, besmele çektikten ve elham okuduktan sonra, dua ettiği ölülere bakınca, romanın beslendiği damarlar farkediliyor. Yakınındaki ölülerden başka savaşta ölen askerlerimize, Atatürk’e, Moliere’i çeviren Hasan Ali Yücel’e, hatta İsadora Duncan’a bile dua ediyor. Tabi ironik bir dille…

Romanın, yaşantıyla ilgili bir şeylerin farkına varmamıza yarar şeklinde bir işlevi var mı bilmiyorum. Ama ben böyle okuyorum. Zaten romanın tek bir okuması da olmazmış, eleştirmenler böyle diyor.  Her romandan sonra sanki bir şeylerin farkına varmışım gibi hissederim.  Yaşamla metin arasında da her zaman benzeşimler, paralellikler kurarım. Bu yolla okuduğum metin ve yaptığım tespitler sohbetimin aracı olur.

Roman, baştan sona ironi. En çok da kahramanlar ciddileşince bunu farkediyorsunuz, özellikle dua ederken ve saygı duruşunda bulunurken. Bir çeviri roman olmasına rağmen çok kıvrak bir dili var Hayat Bir Kervansaray’ın. Ayça Sabuncuoğlu’nun iyi bir çevirmen olduğunu biliyordum zaten. Roman sanki asıl diline çevrilmiş. Şaşırdım zaten böyle bir romanın Almanca yazılmasına. Bizi anlatan, işte biz böyleyiz dedirten bir roman Almanca yazılmış. Kullanılan dili biraz da Necib Mahfuz’un diline benzettim. Necib Mahfuz kadar sivri dilli Emine Sevgi Özdemir. Hatta kalemini biraz daha bilemiş bile diyebilirim. Romanın kahramanları besmele çekmeden işlerine başlamıyor, dilin kemiği yok ama, sık sık da bel altına vuruyorlar… Romanda bize hem içeriden bir bakış var, hem de kuşbakışı bakılıyor…

Kitaptan:

Gece bir yer yatağında yattım. Ölüler için dua etmek istedim ama bu dört milyon askeri nasıl sayacağımı bilmiyordum. Önce şimdiye kadar tanıdığım bütün öbür ölüleri isimlerini söylemeliydim. Onları bitirdiğimde, Birinci Dünya Savaşı’nda ölen dört milyon askeri saymaya devam ederdim.Arapça duaları okudum:

“Bismillahirahmanirrahim
Elhamdü lillahirabbil âlemin. Errahmanirrahim,
Maliki yevmiddin. Iyyakena’büdü ve iyyake neste’in,
Ihtinessıratel müstekıym; Siratellezine en’amte
aleyhim gayril mağdubi aleyhim
veleddallin. Amin.
Bismillahirahmanirrahim
Kûl huvallahü ehad. Allahüssamed.
Lem yelid velem yûled.
Velem yekûn lehu küfüven ehad. Amin.

Allahım, lütfen dualarımı ruhlara ilet: Annemin annesi için, sultanın bir sözüyle kafaları kesilen sultan camisinin inşaat işçileri mübarek Karagöz ve Hacivat için, ninemin caddede rastladığı kadının ölmüş iki kız kardeşi için, çocuklu kadının ölü kocası için, caminin önündeki dilenen adamın ölü annesi, babası ve kız kardeşi için, parktaki kadının ölü kocası için,köprünün üstündeki kadının ölü kızı için, Ulu Çeşme’deki kadının ölü annesi ve babası için, ninemin rastladığı bütün ölüler için, bitpazarındaki adamların ölü annesi ve babası için, ölü yakışıklı haydut Ayvaz için, dar sokakta bekleyen adamların ölü annesi ve babası için, kambur orospunun, yaşlı orospu Fatma’nin ve öteki orospuların ölü annesi ve babası için, beni Çengel Çeşme’ye kadar götüren Recep Amca’nın ölü annesi ve babası için, Deli Saniye’nin ölü annesi ve babası için, İstanbul’da evin girişinde ölen Ermeni kadın için, ölü Atatürk için, ölü Isadora Duncan için, kendilerini dağın zirvesinden aşağı atan ölü âşık çiftler için, iki büklüm Şavkı Dayı’nın ölü annesi ve babası için, bana malını gösteren mezarlık delisi Musa’nın ölü annesi ve babası için, ninemle İstanbul mezarlığında gördüğüm bütün ölüler için, trende gördüğüm askerlerin ölü anne ve babaları için, ninemin ölü sekiz çocuğu için, taşacağı işçilerinin ölü anne ve babaları için, Ulu Cami’nin avlusunda yatan ermişlerin ölü annesi ve babaları için, Hırthurt Pazarı’nın gözlüklü adamının ölü annesi ve babası için, Deli Ayten’in ölü annesi ve babası için, Pamuk Teyze’nin ölü annesi ve babası için, veremden ölen 23 yaşındaki teğmen, iç güvesinden hakkice olan Sıdıka Teyze’nin kocası için.” Sonra dört milyon asker geldi. Birinci ölü asker için, ikinci ölü asker için, üçüncü ölü asker için, dördüncü ölü asker için, beşinci ölü asker için, altıncı ölü asker için, yedinci ölü asker için, sekizinci ölü asker için, dokuzuncu ölü asker için, onuncu ölü asker için, on birinci ölü asker için, on ikinci ölü asker için, on üçüncü on ölü dördüncü asker için, on beşinci ölü asker için, on altıncı ölü asker için, ırmakta ölen on yedinci ölü asker için, on sekizinci ölü asker için, on dokuzuncu ölü asker için, yirminci ölü asker için… (147-148)

Tanırım Bülteni:

1940’lı yıllarda doğup Türkiye’nin çeşitli yerlerinde büyürken hem kültürel hem de kişisel kimliğini bulmaya çalışan bir kızın romanı Hayat Bir Kervansaray. Büyükbabasıyla birlikte, doğduğu kent Malatya’ya doğru çıktığı bir tren yolculuğunda, son Osmanlı-Rus savaşından başlayarak Kurtuluş Savaşı yıllarını ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nin erken yıllarını da kapsayan dönemi, bir Çerkez göçmeni olan ve çağına tanıklık eden dedesinin ağzından dinler genç kız. 1950’ler Türkiyesi’nde yetişen Fatma için Türkiye’nin tarihi ve dar gelirli ailesinin Malatya’da başlayıp Bursa, Ankara ve İstanbul’da süren göçebe tarihi bir mozaiğin parçaları gibi iç içe geçecektir. Romanda, Fatma’nın kişisel tarihiyle birlikte geleneklerle çağdaş yaşamın aynı gök altında barındığı bir ülkenin portresi de çiziliyor. Avrupa’da yayınlandığında büyülü gerçekçiliğin başarılı bir örneği olarak karşılanan, pek çok dile çevrilip ödüller alan Hayat Bir Kervansaray, ironik, şiirsel diliyle bir okuma şöleni.

Kitap bir edebiyat olayı; yazar ise Şehrazat’ın öz kardeşi