Gemi Batıyor Seyreden Yok

Gölge Konuşuyor:

İlerleme konusunda yazılmış bir çok esere göre sağlıklı bir bakış açısına sahip. Taraf olmadığını içeriği itibarıyla ispatlayan bir felsefe kitabı. İlerlemenin epistemolojik analizine kaynaklık edecek bir eser. Gemi Batıyor, Seyrediyorlar da böyle bir eser, ne var ki,  orada yazar rengini daha çok belli ediyordu. Ontolojik bir tutum yok ama simya ve büyünün eğretilemeli bir katkısı söz konusu. Zaten insanoğlunun bilinen yirmi beş yüzyılı üzerinden işleniyor tezler.

İlerlemenin mutlak doğruluğuna inanan ve ilerlemenin insanoğlunun en büyük talihsizliği olduğuna inanan anlayışların ne derece hastalıklı olduğu örneklerle somutlanır. İlerleme zaman nehrinde sürekli doğru giden gemidir. Rotası konusunda çok az şüpheler varmış yüzyıllar boyunca, on dokuzuncu yüzyılda bu yolculuk bir mitosa dönüşür. İlerleme mitosu. On dokuzuncu yüzyıl artık geminin kontrolden çıktığı dönemdir,

İlerleme ile ilgili şüpheler aslında ekonomik krizlerle başlıyor; yoksulluk, savaşlar ve katliamlar ise ilerleme karşıtı bir cephenin oluşmasına neden olmuştur. İlerlemecilerin, olan biten her şeyin bilimsel bir yasaya tabi olduğu köktenciliği 1929 itibarıyla son bulmuş diyebiliriz. Ama yine de dönem itibarıyla tahribat insan yaşamı üzerinden görülüyordu. Doğanın sömürüsü ile ilgili karşı çıkışlar sonradan ve çok cılız bir şekilde dillendirilmiş.

Tarihsel materyalizmin sorgulamaması ilerlemeyi bir yana, felsefenin sorgulamaması da tuhaf. Bu da modern felsefenin gelişmelerle senkronize ilerlediğini gösteriyor. En akillerimizden bazıları bile bu sömürünün parçası olmuştur. Voltaire’nin, “armutlar, çamlar, meşeler, kayısılar aynı bitkilerden gelmiyorlar ve sakallı Beyazlar, yünlü Siyahlar, yeleli Sarılar ve sakalsız insanlar da aynı soydan gelmiyorlar” şeklindeki en devrimci ağızdan çıkan bu sözler bile daha katedilmesi gereken çok yol olduğunu gösteriyor.

İlerleme mitosu ne kadar hastalıklı olursa olsun, aklı tüm acıların müsebbibi olarak gören postmodernizm, yapısalcılık gibi ilerleme karşıtı anlayışlar kadar hastalıklı değildir. Bu konuyu fazla uzatmamak için Paolo Rossi’nin yaptığı ve örneklendirdiği iki alıntı ile özetlemek istiyorum. Bir tanesi Rossi’nin çok övdüğü Daidalos ya da Teknisyen mitindeki Daidalos’un zekice ama mide bulandırıcı icatlarının işlevselliği örnek veriliyor. Labirent inşa edip Minotor’u etkisiz hale getirmesi misal… Bir de Diderot’an yapılan alıntı olan kitabın son cümlesi var: “Yitik gerçeğe çevirerek yürümek yerine; içinde her defasında bir tane olmak üzere, bazı küçük ışıklar yakabilmeyi umut edebileceğimiz, uçsuz bucaksız bir ormanın karanlığında ileriye bakarak yürümeyi seçmektir.”