Uyku Evi

Gölge Konuşuyor:

Önce uzuvları yerleştirip onun üzerine gövdeyi kurmak birçok iyi eserin özelliğidir. Şöyle ki, dört tane saplantı türünden rahatsızlık ( narkolepsi, uykusuzluk, film manyaklığı vs.) seçiyorsunuz. Onları dört karaktere yüklüyorsunuz. Biraz daha parlatıp, bir de geçmiş bağışlayarak okurun huzuruna çıkarıyorsunuz söz konusu karakterleri. On- on beş yıl öncesi ile şimdi arasında mekik dokuyup çizgiselliği devre dışı bırakıyor, tarz yapıyorsunuz. Mekanı sabit bırakıyor, yurdu hastane yaparak işlevini değiştiriyorsunuz…

Üst paragraf eserin ve kuruluşunun bir özeti sayılabilir. Biraz da ayrıntılara düşelim diyorum. Biraz spoiler olacağız ama yapacak bir şey yok. Özellikle karakterleri biraz daha açalım. Şunu söyleyelim öncesinde bu rahatsızlığı olan karakterler aslında normal hayatlarına devam ediyor. Hepsi iş güç sahibi. Yani klinikte yatacak kadar hasta değiller. Zaten rahatsızlık dedik hastalık demedik. Narkolepsi teşhisi konulan Sarah’ı rahatsızlığı nedeniyle özel bir yere koymak lazım. Narkolepsi düş ve gerçeği ayırt edememe ya da karıştırma durumudur. Bu bakımdan Sarah hikayeye gizem katarken, onun ağzından çıkan her söze de şüphe ile bakmanıza neden oluyor. Sarah bu durumu nedeniyle sizi okuma sürecinde hem tetikte tutuyor. Örneğin Robert ile ilgili söyledikleri mesela. Genel olarak iradesiz biri olarak görünen Robert’in yolunun Sarah ile kesişmesi onun şansızlığı. Terry gibi bir sinema hastası ise benim gibi okurların kendine dönmesini sağlayabilir. Çünkü ben de hayatın kendisi dururken gerçekleşen olay ve durumlar beni bir kitaba ya da bir filme bağlar. Yine saplantılı bir şekilde henüz keşfetmediğini düşündüğü eserlerin ve sanatçıların olduğunu düşünme durumu da söz konusu. Ortese adlı daha önce hiç duymadığı bir İtalyan yönetmenin varlığı onu heyecanlandırır ve şaşkına çevirir.

Gregory’ye ise ayrı bir parantez açmak lazım. Uyku Evi’nin mimarı aslında. Uykusuzluk ve onunla bağlantılı olan diğer rahatsızlıkları problem olarak görüp klinik açan Gregory. Onun da yukarıda ismini zikrettiğimiz karakterlerle geçmişi var. Her iki durumda da uyku mekanı olan Ashdown ile adını hatırlayamadığım kafeleri. Gregory sağlıklı bir insan gibi gözümüze görünmemişti hemen romanın başında Sarah ile olan münasebetlerinde. Özellikle erkek aklının prototipiydi sanki. Onun öznelliği Sarah’nın nazarında erkek nesnelliğiydi. Sarah’ın “Çık dışarı!” ile başlayan diyalogları zihinde kalacak türden. Gregory’nin “Nasıl, senden mi, yataktan mı, odadan mı?” sorusuyla devam eden diyalog…