Çoğunlukla Zararsız

Gölge Konuşuyor:

Bir diziyi bitirmenin rahatlığı. Biraz çocukçaydı ama güzeldi. Mizahla bilim-kurgunun sentezi. Philip K. Dick kadar belki başarılı değildi ama gülümsetiyordu. Yer yer sıkıyordu ama yine de eğlenceliydi. Özellikle on beşli yaşlardan sonra önerebileceğim bir diziydi. Daha önce de demiştik felsefesi var. Dünya-merkezciliğin, insan-merkezciliğin, en önemlisi ben-merkezciliğin tiye alındığı bir eser.

Dizinin bu beşinci kitabında “çoğunlukla zararsız” lafını evrenin kanat önderleri bir zamanlar Vogon adlı kabilenin uçurduğu Dünya adlı küçük gezegen için söyleniyor. Arthur Dent ise artık evine dönmek istiyor. Bu bakımdan dünya benzeri birçok sanal gezegeni dünya sanıyor yer yer. Bu haliyle bu macera beş değil dördüncü macera sayılması gerekir ama neyse takılmamak lazım böyle şeylere.

Dördüncü boyutta seyahat ve paralel evrenler bu bakımdan bu maceranın odağı. Arayış var baştan sona macerada. Yeni durumlar, yeni türler,yeni teknolojiler dizinin diğer maceralarına olduğu gibi romana ilginçlik katıyor.

Dünya kadar sıkıcı olmasa da Galaksi’nin durulduğunu söyleyemeyiz. Tüm dönüşümlere ve tüm teknolojiye rağmen galaksinin durulduğunu, barışçıl bir hale geldiğini söylemek zor. Neyse ki hiperuzay teknolojileri sayesinde sorunlarla baş edecek gücü bulabiliyorlar evrenin hakimleri. Galaksi tarih-yazımında da sorun var. Işık hızı ve ışık hızını aşmaya çalışma gibi durumlar sanki bunun önünde bir engel gibi. Tarih bir yazılım bu noktada. Bir ölümlünün bu işe vakıf olması bu bakımdan söz konusu değil. Allah göstermesin bu yazılımlar bir silinse bellek tamamen yok olacak ve tarihsiz bir toplum olacak. İşte Grebulonlar denilen nereden geldiği bilinmeyen tür sanki bu noktada tek sorun gidericiler konumunda. Destek ve modüllerin bulunduğu Grebulon gemisini bekleyen tehlike gözle görülmekte. Yapılması gereken ise bu bilgi ve belgelerin transferi. Gemiyi güvenli bir yere nakletmek lazım şimdilik. Neyse ki hareket konumlarını yöneten Stratejimatik bu iş için planlanmış ve hata yapma olasılığı düşük.

Arthur gezegenini araya dursun, bu maceranın Dünya ayağı olduğunu da söyleyelim. Uzay paralel evrenlerin karmaşıklığı nedeniyle ne kadar karman-çorman olursa olsun bir uzaylının dünyadakini anlaması da çok zor. Zaten bu din denilen şeyi bir türlü anlamıyorlar uzaylılar. Dünyadaki kriz ise Güneş sisteminde bulunan onuncu gezegen nedeniyle astrolojinin alt üst olmasıydı. Bilgisine başvurulan astrofizikçi Tricia McMillan ise tam o sıralarda ikinci uzaylılarla karşılaşmıştır. Buradaki karşılaşma da çok ilginç: Ne yapıyorsunuz burada? diye soruyor Tricia, uzaylılar da, sadece izlediklerini söylüyorlar. Yani artık Dünya’da uzaylıların varlığını öğrenmiş…

Son olarak da bizim otostopçuların durumuna gelelim. Orada aslında değişen bir şey yok. Rutin. Rutin ama, yenilikler devam ettiği için rutin. Mesela Arthur’un bir sandviç ustası olması da büyük bir olay sayılıyor. Arthur’un Robot Colin ile ilişkisi ise daha önce okuduğum konu ile ilgili klişelerin bir parodisi gibiydi… Bir de komiğime gelen bir tür vardı, adını unuttum. İstemek yok onların anlayışında. Yani canın su istediğinde gidip içmek zorundasın. Her işini kendin yapacaksın. İstemediği için ölen bile var… Bir de roman yazılan bir yer vardı. Ama romanlar beklenmedik bir anda bitiyor. Çünkü roman belli ölçülerde oluyormuş, giyilen kıyafetler gibi; bir anda bitiyor hikaye, nokta virgül önemli değil, çünkü hikayen belirlenen uzunluğun altında ve üstünde olmuyormuş… Daha bunun gibi birçok şey var otostopçuların hayatında…