Glamorama

Gölge Konuşuyor:

Amerikan Sapığı temel eserlerimden olduğu içim bu romanın yazarının başka bir romanını daha okumak istedim. Kapağında Christian Bale’in olduğu bu romanını da yazarın diğer bir romanı olan Ay Parkı’nin önüne aldım. Romanda yer tutan yazarın “Christan Bale’e benzeyen adam” dediği karakteri de ismi zikredilene kadar o ünlü Patrick Bateman sandım. Romanı okuyup bitirmiş biri olarak bu eserin yazarın tarzı dışında Amerikan Sapığı ile bir alakası olmadığını belirtelim.

Tarzda benzerlikler var farklılıklar da. Seks ve şiddet daha düşük bir dozajda, ama var. Görece düşük, çünkü bir çok romanda bu kadarı bile fazla. Seks ve şiddet dedik. Seksteki şiddet ya da şiddetteki seks. Psikanalitik ve sosyolojik bir inceleme ile polis şiddetini bile pornografik sayılır.

Patrick Bateman kötüler aleminde kendine hatırlı bir yer edinmiştir. Glamorama’nın Victor Ward’ı da kötü sayılır ama Bateman’ın yanında sevgi pıtırcığı bile sayılabilir. İkisinin de ortak özelliği rahat davranmaları, hiçbir zaman, hiç kimseye hesap vermeyecekmiş gibi tavırlı olmaları. Bu bakımdan bir eleştiri sayılabilir bu tür karakterlerin varlığı.  Beyaz ırktan  bir orta sınıf erkeğinin eleştirisi olabilir iki karakter de. Bateman için söylenen “bok çuvalı, yuppie” tanımlaması Victor için de kullanabiliriz.

Farkları da var tabi ki, Victor biraz daha barışık gibi. Ama biraz düşündüğümde özgürlüklerine ne derece düşkün olursa olsunlar ikisi de sistem dışı değil. Liberal dünyanın iki farklı temsili sayılabilirler.

Glamorama diğer romana göre biraz daha panoramik sayılır. Glamorama ismi acaba bu nedenle mi verildi diye düşünmeden edemedim. Ne var ki, google her seferinde bu kelimeyi yazdığımda beni Easton Ellis’in romanına gönderiyordu. Neyin panoramasıydı? Bir kere roman tüm ünlülerin resmi geçidi gibiydi. Aklına gelebilecek sinema, moda, müzik hatta spor alanında gelebilcek her ünlünün adı en az bir defa zikrediliyor. Bunun için sanki özel bir çaba gösterilmiş gibi. Victor Ward’ın davetiye listesi bunun canlı örneği.

Olay örgüsü var ama sanki roman spota gündelik hayatın hayhuyunu koyuyor gibi. Bu bakımdan gidişat bize her şeyin gelip geçiciliğine işaret ediyor. Misal, ilk baştaki sevgililer sonradan ortalıkta pek görünmüyorlar.

Yazarın tavrı da tartışma konusu yapılabilir. Özellikle ahlak anlayışı. Bu açıdan iki karşıt çıkarım da mantıklı sayılabilir. Birincisi yazarın toplumun normlarına uyduğunu söylemek. Eğer böyle olmasaydı yazar karakterleriyle ilgili kalbimizdeki şüpheleri atmamız için hemen faaliyete geçerdi. İkinci bir anlayış “sapkınlık” derecesinde gerçekleşirilen cinsel faaliyetlerin ve yine hunharca dökülen kanların hesaplarının verilmemesi, tüm bu faaliyetlerin soğukkanlılıkla yapılması sanki bu tür sahneler normalleştirilmiş gibi…