İtiraflar

Gölge Konuşuyor:

Eksikleri de olsa bir Japon romanı her zaman okunur. Bir kere adamlar ayrıksı kurgular konusunda pek maharetliler. Kurguların üstüne her seferinde yeni teknikler de koyuyorlar. İtiraflar edebi lezzet açısından doyurucu olmasa da gözü kapalı olarak önereceğim bir kitap. Evet edebiyat bir dil olayıdır, bu açıdan doyurucu değil ama dil açısından zengin olan kuru bir retorik de olabilir. İtiraflar sorunları olsa da kesinlikle bazı durumları, olguları ikna edici bir biçimde veriyor. Örneğin Japon toplumuna ayar çekme konusunda oldukça başarılı. Bunun yanında anne-çocuk arasındaki görünmez duvarları zorlaması açısından da değerli bir metin.

Her karakterin ağzından çıkan hikayelerin kurgulanmasıyla bütünlük ortaya çıkıyor. Böyle aralarında güvenilmez karakter diyebileceğimiz biri de yok. Pardon baba ve abla karakteri var güvenilmez anlatıcı, kendi bakış açısını katan İyiliksever adlı itiraf bölümünde. Aileden birinin duyguları ile yaklaşılmış, bu bakımdan bütünlük içinde çelişki yarattığı için söz konusu bölümü buradaki yorumumda değerlendirme dışı  bırakıyorum. Bana göre eğreti duran bir bölüm… Bunun dışında güvenilmez insan var ama güvenilmez karakter yok. Bize doğruyu söylüyorlar çünkü, birbirlerine söylemiyor olsalar bile. Hikayelerin kesiştiği yerlerde tekrara düşülüyor diye bir haklı eleştiri yapılabilir. Ne var ki, hikaye bir üçüncü kişinin ağzından anlatılmıyor. Bazıları not, günlük şeklinde. Konuşan diğerinin ne dediğinden habersiz… İlk bölümün öğretmenin öğrencilere verdiği son ders olması nedeniyle sadece hitabet şeklinde bir teknik var. Devamını bilmediğim için biraz şaşırdım çünkü yüz doksan sayfa bu şekilde nasıl doldurulabilir? Ama öyle olmadı, kırkıncı sayfadan sonra diğer parçalar yan yan konuldu.

Anne ve çocuk duvarları konusunda birbirinden farklı üç vaka nedeniyle bazı verili sonuçlar elde edebiliyoruz. Sevginin farklı biçimleri ile karşı karşıyayız. Öğretmenin kendi çocuğuyla olan ilişkisi bu işin normali. Ama hikayenin en önemli iki aktörü olan on üç yaşındaki iki erkek öğrencinin durumunun incelenmesi gerekir. Birinde istismara kadar gidilirken, diğerinde duygular sonuna kadar sömürülür. Her üç hikaye de buradaki sevginin koşulsuz olduğu noktası dışında uzlaştırılamaz. Öğretmenin, yani çocuğu öldürülen dört yaşındaki annenin o derece çetrefilli bir intikam planı hazırlaması da kimilerince abartılı bulunabilir. Ne var ki her türlü kurgu, dört yaşındaki çocuğunun hunharca öldürülmesi konusunda annenin öfkesinin ve intikam isteğinin sınırlarınını göstermekte yetersizdir. Ne var ki, hikayenin acımasızlığı Moriguçi’nin de tahminleri üzerine çıktı zavalı Miyuki’yi düşününce…

Sözlerimi kitapla ilgili konuşmayı bırakıp Japon Ulusuna seslenişle bitiriyorum.

Japon Ulusuna Sesleniş:

Saygıdeğer Japon Ulusu.

Bir çok yönden sizleri takdir etmeme rağmen, Kanae Minato gibi sizleri biraz eleştirmek istiyorum. İşinizi doğru yapmanız, kuralara ve yasalara  uymanız nedeniyle hep takdirlerimi kazandınız. Tutkulu ve onurlu insanlar olmanız güzel bir şey ne var ki, bu konularda ölçüyü çok kaçırıyorsunuz. Başarıya fazla şartlanıyorsunuz. Başarı, sizin için mutluluğun anahtarlarından biri olma yerine amaç olmuş. Şuya Vatanabe’nin helikopter annesi gibi olayı istismara vardıran çocuğa ilgisi belki abartılı bir örnek olacak ama birçoğunuz çocuklarınıza karşı bu sınırlarda dolaşıyorsunuz.  Anne, dahi yapacakken çocuğunu psikopat yaptı… Yaw tamam kamikazeyi, harakiriyi, seppukuyu anladık ama bu karoçi, hikikimori ne? Neden böyle sınırlardasınız. Çocuklarınızın tamamı öğretmen Moriguçi’nin de dediği gibi en tepeye çıkmaya şartlanmış. Çıkamayanın mücadeleyi tamamen bıraktığı bir toplum olmanın da ne kadar sıkıntılı olduğunun farkında değil misiniz?