Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Gölge Konuşuyor:

Saatleri Ayarlama Enstitüsü de daha önce okuduğum yazarın bir diğer kitabı Huzur gibi Doğu-Batı ikiliğinin yarattığı kriz üzerine kurgulanmış . Ve bu krizin yarattığı bütün gerilimler roman boyunca dinmiyor. Huzur‘dan farklı olarak da  hiciv, ironi, mizah var.tara0001

Romanı bize, yaşama çıplak gözle bakan  Hayri İrdal naklediyor. Onun algısı ve kavrayışı var romanın bütününde. İrdal ne kadar tutarsız görünürse görünsün, onun eleştirel tavrı okurun ilgisini çekebiliyor.

Tanzimattan Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar devam eden bir süreci irdeliyor Hayri Bey. Tanzimatin dünyadan bihaber Osmanlısı, gömü ve simya işleriyle kafayı bozmuştur. Her tarafı boş inançlar sarmıştır. İrdal ailesinin Mübarek adlı saati evliya lütfunu bağışlamak da bu inançlardan sadece bir tanesidir. Yine Seyit Lütfullah adlı şarlatanın dua ile, ibadet ile ruhlar çağırıp Kayser Andronikos’un definesine ulaşacağı inancı…

Cumhuriyet öncesinin romanda “eşiktekiler” olarak yolunu bulamamış aydınları, insanları da sanki İrdal’ın neden bu kadar çelişkiler yumağı olduğunun göstergesi gibidirler. Kahvedekiler metaforu ile verilen dönemin yol ayrımındaki insanı kararsız, kafası karışık  beklemektedir.

Boş inançların esiri ve arafta kalmış Osmanlının yanı sıra, romanda aynı zamanda  maddi hayatın esiri cumhuriyet aydının tutumu da eleştirilmiş. Evet, iktisadi büyüme olsun ama, insanlar maddi gereksinimlerin kurbanı olmasınlar inancı var romanın son bölümlerinde. Bu nedenledir ki Hayri İrdal, Saatleri Ayarlama Enstitü’sünde değil de İspirtitizma Cemiyeti’nde kendini bulmaktadır. Batıyı tamamen kopya eden anlayış hicvin dolayımına sokulmuş. Bunun örneği de -tam bir deli gibi verilmiş olan- Dr. Ramiz’in tıpkıbasım psikanalizi…

Tanpınar her iki romanında da  söz konusu Doğu-Batı ikiliğini Peyami Safa’daki gibi bir sonuca bağlamıyor. Okuru soru işaretleri ile, kriz ile başbaşa bırakıyor.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanının neden bir kült kitap olduğunu şimdi daha iyi anladığımı söyleyebilirim. Tanpınar’ın romandaki oyuncul tarzı Oğuz Atay, Orhan Pamuk gibi birçok yazarı etkilediği belli.

Bir söz de Dergah yayınlarına. Romanın okuması eski türkçeye ait bazı kelimeler yüzünden sıkıntılı oldu. Sürekli sözlüğe başvurmak bıktırıcı ve yorucu…