Yanılsamalar Atlası

Gölge Konuşuyor:

Hem zamanda hem de mekanda seyahat ile farklı gelişen hikayeleri birleştirip tek bir hikaye yapma yegane amacımız. Bu bakımdan sürprizlere gebe bir roman. Kimi dokunuşlar ise heyecan yaratırken romana daha bir motivasyonla sarılmanıza neden oluyor. Birbirinin dünyasına bodoslama giren insanlar öbürünün hayatında önemli yer elde edecek. Bu genelde pozitif bir etki. Bu bakımdan son dönem sıkça okuduğum dekadans romanlara zıt durumlar söz konusu.

Roman aslında mutlu sonlarla başlıyor, acı başlangıçlarla devam ediyor, o buluşma anları da sürpriz olarak romanın son sayfalarında karşımıza çıkacak. Bu buluşmalar ya da hikayeyi organizmaya dönüştürecek eklem yerleri eğreti bir hal alması yegane korkumdu ama korkulan olmadı. Buluşmalar aydınlanış yaratmaktan ziyade yaşamın rotasını kırmaya yarıyordu. Çizgiselliği eğip büküyordu bu anlar.

1939’dan 2010’a, Amerika’dan Fransa’ya, Almanya’dan Kanada’ya birçok tarih ve coğrafyada bir ileri bir geri hareket eden hikayeyi kusursuz bir kurmacaya çevirmiş yazar. Aslında büyük risk bu kadar zamanla ve bu kadar mekanla oynamak. Tarz oluşturmak istemiş ve bence bunu da başarmış yazar. Bunu sade, akıcı bir dille başarmış. Günlük konuşma diline yakın bir dille dillendirilirken hikaye karakterlerin o hayatlarındaki vazgeçilmez kişiden duydukları ve kulaklarına küpe olacak o cümleler ise birer laytmotif olarak romanda yer almakta. Çok istenen bir çocuk olan Martin’in “Sana olan sevgim, her türlü gerçekten daha üstün,” şeklindeki anne babasından duyduğu sözü kendine bayrak yapması bizleri de daha bir heyecanlandırıyor.

Aşklar hep yaşanmıştır ama sanki zor zamanlardaki aşklar daha etkili, daha ilgi çekici John ve Hariet Bray’ın altmış yıl sürmüş aşkları da aşka olan bir saygı duruşu gibiydi. John ve Hariet’ın görme özürlü torunu Amelia’dır onların aşklarını anıtlaştıracak. Amelia ile Philip’in 2010’da filizlenen aşklarının dede ve ninelerininkisinin yanında esamesi bile okunamaz….

Çeşitli anlatıcı tipleri var romanda. Genelde herkes kendi hikayesini anlatıyor. Tabii John’un cephe sekansları oldukça etkili. Bay Hugo’nun neden Bay Hugo olduğu da özgünlük taşıyor. Ama en ilginç, en özel, en özgün anlatı kesinlikle Amelia’nınkidir. Çünkü bir tür farkındalık yaratan bir hikaye bu. Engellileri hep yardıma muhtaç olarak hayal ederiz ama Amelia bizim konu ile ilgili ne kadar az şey bildiğimizi bize gösterecek, hatta bildiklerimizin çoğunun da yanlış olduğunu gösterecek. Herhangi bir uzvu ya da organı görev yapmayan bir kişinin aslında o derece muhtaç olmadığını, belki de söz konusu eksiklik artıya dönüşecek. Amelia’nınkisi öyle. İnsanın gözlerinin olup olmaması o derece önemli değildir. İnsan görmeden de görebilir…