Bak Önümüzde Yeni Bir Mevsim

Gölge Konuşuyor:

Serkan Türk okumalarına yazarın bir başka öykü kitabı Bak Önümüzde Yeni Bir Mevsim ile devam ediyorum. Bu kitapta on iki öykü var ama sanki öykü adedi çoğaltılabilirmiş. Çünkü bazı öykülerin içinde birden fazla öykü var gibi. Bu da yazarın öyküyü kurarken önce ayakları kurduğu ve bu ayakların üzerine -ayak sayısı değişebilir- gövdeyi yerleştirdiği sonucu çıkıyor. Misal Krampon Kazası adlı öyküde penceredeki güvercin, babanın ölümü ve krampon kazası öykünün üç farklı ayağı gibi. Devamında ise bu üç durum arasındaki bütünlük. Evet bu bütüncül yapı diğer öykülerde de var. Dikkat edilirse tüm öyküler arasında da böyle bütüncül bir yapı keşfedilebilir.

Bol bol resim var öykülerde insanlı insansız. Horoz dövüşler;, yukarıda martılar deniz manzarası; uzaktaki kara; sürekli suretlere göz dikmiş bu sayede dünyayı anlamaya çalışan fotokopici. Bu liste uzatılabilir. Bundan niye bahsediyorum çünkü kitabı sonlandırdıktan sonra birçok öyküyü bu tür enstantanelerle kodlamış gibiyim. Yanlış anlaşılmasın bu kitap yazarın okuduğum bir önceki kitabı Rüzgarlı Camlar kadar imgesel değil. O kitabı daha ziyade şiir kontenjanından okudum. Ama bu kitap benim alışık olduğum ve daha çok tercih ettiğim öykü formatında. Yani hikayeler var bazen kopuk kopuk bilinçli olarak, ya da bazı bölümler atlanmış, bana o boşluğu sen doldur mesajı içeren ( ya da benim öyle algıladığım) bir yapı. Ama sıcak ve samimi, yapaylıktan, sahtelikten uzak, ikna edici, inandırıcı.

Karakterler ya da anlatıcılar biribirnden farklı hatta bazı öykülerde yer değiştiriyor. Kimi ekmek kavgasında ama Platon’un çalışmaktan yorgun düştükleri için düşünce üretemez diye düşündüğü insan tipiyle çelişen insanlar bunlar. Serkan Türk bence Platon’un yanıldığı noktaları öykü formatında sunmuş bize. Üstelik bu tür insanlar fotokopici gibi işi erteleyebilir, savsaklayabilir kendine zaman ayırabilir de… Bunun yanında Hitler ve Yoldaki Üç Kişi adlı öyküdeki gibi Dostoyevski romanlarından çıkmış uyumsuz, aksi karakterler de mevcut. Gerçekten ben de bazen topluma açık yerlerde birilerine müdahale etmek -bu öyküde ağzını şapırdatanlara yapıldığı- isteyip yapamadığım şeyler var. Hikaye okumayı galiba birazdan bu yüzden seviyorum. Benim alter egom olan birçok karakter var…

Düşlemek var ama biri yerine düşlemek de var öykülerde. Kalbim Oyuncak Bir Gemi Senin Sularında adlı etkileyici öyküde düşlemek, başkalarının düşlerini ortaya koymak, başkası yerine düşlemeyi tek başına yapıyor karakter. Wansee’nin Mavi Suları’nda da benzer mevzular işlenmiş. Hiç Berlin’i görmemiş bir kadının Berlin’i, Berlin’deki yakını ile birlikte düşlemiş olması gibi. Ama burada üstüme alındığım ve mutlu olduğum, kadının bunları yaparken dinlediği hikayeleri referans alarak yaptığı şeklindeki inancım belki öyüküyü değerli kılandı. Bu öyküdeki referansın Tezer Özlü olması da kadının düşündüğümüzden daha büyük bir dünya düşlediği anlamına geliyor bence… Neyse, her öyküyle ilgili, dağınık halde epey bir karmakarışık notlar var ama bu işler biraz yorucu. Sağlıcakla….