İyi İş

Gölge Konuşuyor:

Uzman birinin uzmanlık alanıyla ilgili olarak uzman olmayan kişilerin konuşmasını küçümsemesi sık rastlanan bir durumdur. Gerçekten uzmanların çoğunun, hasmının bilgisizliğini olgunlukla karşılamamasını çoğu zaman kendini beğenmişlik olarak görüyorum. Alçakgönüllülükten uzak uzmana o anda cevap vermemek için kendimi zor tutarım. Bir arkadaşım yıllar önce bana eğer fizikçi değilsen astrofizik ile ilgili konuşmamalısın demişti. Dinlemedim arkadaşımı, konuşmaya devam ettim. Az ya da çok, bilgimin elverdiği ölçüde, aklımın erdiği kadar konuşurum konu ile ilgili. Bütçe yapmak için iktisat profesörü olmaya gerek yok. Dünyanın bir öküzün boynuzları üzerinde durduğu bilgisine sahipsek konuşmaya hakkımız vardır, yanlış ya da doğru.001

İyi İş David Lodge’un Kampüs Üçlemesi’nin üçüncü kitabı. İlk iki roman Yerleri Değiştirme ve Dünya Küçük bu sayfalarda mevcut, bendeniz de hem kitaba başlarken, hem de şu an, burada kitapla ilgili konuşurken önceki iki kitapla ilgili ne söylediğime göz gezdirdim… Altmışların sonunda başlamıştık ilk romana şimdi seksenlerin ikinci yarısındayız…

Altmışsekiz ruhu biraz törpülenmiş sanki. İkinci romandaki Persse gibi bu romandaki Robyn de ilk romandaki Philip ve Morris kadar atak değiller karşı cinsle ilişkilerinde. Robyn’in kadın olması çekingenliğin nedenlerinden biri olabilir belki. Cinsellik bir aşkın ve tutkunun sonunda duyguların tavan yapmasıyla tezahür eden bir durum değil sanki. Esas olan seks. Roman ahalisi seks yapmaya karar verdikten sonra faaliyete geçiyor. Prezervatif kullanıp kullanmayacağına ve hangi pozisyonu deneyeceklerine karar vermeden seks yapmıyorlar.

Moda olan yapısalcılıktan ziyade postyapısalcılık. Postyapısalcıların edebiyata katkısı konuşuluyor. Ne var ki akademi bunu sorguluyor. Çünkü insanların yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuzu konu ile ilgili hiç bir fikri yok. İşte akademidekiler edebiyatın hayatın tüm alanlarına nüfuz etmesini savunuyor. İlk misyon otuz üç yaşındaki çiçeği burnundaki akademisyen Robyn’e düşüyor. “Gölge Programı” denilen bir program sayeseinde edebiyatla ilgilenememiş, aklı başında, zeki bazı şahsiyetleri edebiyatla buluşturmak isteniyor. Konuyu okuma alışkanlığı kazandırmak gibi dar bir çerçevede ele almamak lazım. Edebiyatın kendi iç mantığını anlatabilmek insanlara amaç.

Vic Wilcox bu deneye tabi olan kişi. Üç çocuklu ellisine merdiven dayamış bir mühendis. Karısı Marjorie ile uyumlu bir çifttir. Bazı konularda bilgisiz olsa da mantığı düzgün açılışıyordur… Vic’in varlığı başlarda Robyn için katlanılamaz bir şeydi.  Yine de hikayenin nereye akacağı belli gibidir. Dünyaya bir edebiyatçının gözüyle bakmak artı bir durumdur ama edebiyatçının da bir şekilde bakış açısını zenginleştirmesi gerekir. Edebiyat-hayat, dar anlamda edebiyat-mühendislik ilişkisi edebiyat kadar ilgi çekici olabilir. Zira edebiyatçının da bir hayatı olduğuna göre edebiyatın kendi içne kapanması bir efsaneden başka bir şey olamaz. Romanın bu mantığı sanki bu her şeyi parça parça düşünmemizi işaret eden postyapısalcılığın, -dar anlamda dekonstrüksiyonun- bir eleştirisi gibi. Deneyimli teorisyenler Philip Swallow ve Morris Zapp çoktan bunun farkına varmışlar. Robyn’in de mesele ile ilgili yol alışına şahit olurken, akademiyi terk eden birinin de, Robyn’in en yakınındaki kişinin, yani Charles’ın da başka bir sektörde tutunma çabasına şahit oluyoruz. Robyn’e gönderdiği uzun mektupta Charles’ın da Thatcher gibi zeitgeistte yol alma isteğini görüyoruz. Level’ına güveniyor tabi.

David Lodge fazla beğenilmeyen iyi yazarlardan biri. Sana göresi bana göresi yok iyi bir yazar Lodge. Yeterince anlaşılamadığı için ilgi görmüyor. İnsanların anlamadıklarına kötü deme alışkanlıklarını bildiğim için ona olan tavrı önemsemiyorum. Önemsediğim şeyse ben bu romanını  okurken tüm kitaplarının kelepire düştüğünü fark ettim. Bu iyi haber. Haydi, kitaba!