Paris : Modernitenin Başkenti

Gölge Konuşuyor:

Epeydir bu derece bilgi bombardımanına tutulmamıştım. Ama bilgiden zarar gelmez, kullanmasını bilene. Ne işime yaradı bu okuma? Kentlerden daha çok nefret etmeme yaradı, kentler haz mekanlarıdır, dedelerimizin günahlarıyla kurulmuştur, ilk kentler tarımın, günümüzün  modern kentleri ise sanayinin fazlasıyla kurulmuştur… Kitabın bana bir diğer faydası da daha fazla Balzac, daha fazla Zola okumam gerektiğini bana hatırlatmasıdır. Bir başka romancı Flaubert’i zaten bu aralar epey okudum. Özellikle kitapta söz konusu olan Duygusal Eğitim’ini okuduğum için şanslıyım.

İnceleme Fransa’nın ya da Paris’in bir yüzyılını, on dokuzuncu yüzyılı işliyor daha çok, esas odaklandığı ise iki büyük isyan, 1848-1871 arası zaman dilimi. Yüzyıla baktığımızda iktidarda kim olursa olsun, ister monarşistler, ister bonapartistler ister cumhuriyetçiler olsun kazanan hep burjuva sınıfı olmuş.

Özellikle bir adam, Baron Haussmann iki isyan arasının önemli bir figürü. Bu ismi bence bir kenara not edin. Baron Haussmann, Louis Bonaparte’ın has adamı. Sonsuz yetkileri var. Tarihe Paris kentini var eden ünlü bir mimar olarak geçmiş. Evet aslında Paris kenti bugünkü silueti Haussmann’a borçlu. Sadece siluet ya da görünüm  değil alt yapısı da öyle. Yıkıp yeniden yapmıştır Paris’i Haussmann. Dokunmuştur siluetine Paris’in Haussmann. O gotik atmosferden kurtarmıştır. Geniş caddeler, bulvarlar, tarihsel mimari doku, hepsi Haussmann’ın eseri.

Ama onun otoriter devrimciliği sadece işçi sınıfının değil toplumun çeşitli kesimlerinin tepkisiyle karşılanmış. Özellikle kentin mutenalaştırılması (burjuvalaştırılması, seçkinleştirilmesi) sürecinde yaptıkları ona karşı öfkenin birikmesine neden olmuş. Mutenalaştırma sürecinde sanayiyi kentin dışına çıkarması sanayicilerinin de tepkisiyle karşılanmış. Ne var ki, Haussmann’ın sınıfsal düşündüğüne dair elimizde bir bilgi yok. Yaptığı herhangi bir yolsuzluk suç da yok. Sadece kafasında Paris şehri ile ilgili plan var onu uygulamış. Nihayetinde periferinin de yer yer merkeze dahil edilmesi için bir çok projeye imza atmış. Dediğim gibi ama, ona öfke günbegün artıyordu. Hatta kimilerine göre 1871 isyanı (Paris Komünü) bir sınıf savaşı değil, kentin yarattığı otoriterliğe bir cevaptı. Nihayetinde komünün yapısı sadece komünistlerden değil, içlerinde sağcılar ve dindarların da bulunduğu bir formasyondan oluşuyordu…

David Harvey Paris kentinin inşa sürecinde bir modernite okuması yapmamıza da imkan veriyor. Gelenekle tam bir kopuş sayılmaz ama, artık geleneksel sınıflar önemini yitirmiş; din, monarşi, otoriterlik ve zanaatlar gözden düşmüştür. Modernite Paris kenti özelinde iktidarını ilan etmiştir.

Kitap biraz daha bağımsız bir bölümle bitiyor. Paris Komünü, sonundaki katliamlar. Birilerinin komünarları topun ağzına koyması. O büyük katliamlardan sonra birilerinin vicdan yapması. Bu vicdan muhasebesi sonucunda ölülere vefa borcunun ödenmesi. Bunun da dini bir lütufla, Scare-Coeur Bazilikasının inşası ile gösterilmesi…