Faşizm ve Büyük Sermaye : Faşizm Yazıları 2

Gölge Konuşuyor:

Faşizm Yazıları’nın birincisinde de söylemiştim, faşizmin rengi ayrı olsa da, ister kara, ister kahverengi, ister kızıl, ister yeşil olsun taktiği, stratejisi, örgütlenme biçimi aynıdır. Bir kere faşizm aşağıdan yukarıya doğru örgütleniyor. Faşizm yalanın egemenliğidir. Sinsidir. Bir değil, birçok yüzlüdür. Asıl yüzünü en sonda göstermiştir ama iş işten geçmiştir. Ve faşizm yerel bir şey değil, evrenseldir.faşizm 001

Kitap faşizmin doğduğu iki ülke Almanya ve İtalya örneklerini önceliyor. Faşizmin kurumsallaşması İtalya’da bin dokuz yirmilerde gerçekleştirmişken, Almanya aynı kurumları on yıl sonra yerleştirmeye başlamıştır. bu durumda faşizmin anavatanı İtalya’dır diyebiliriz. Duçe ve Führer birbirlerine destek olurken, aynı zamanda da birbirlerinin esin kaynağıdır.

Aşağıdan yukarıya örgütlenir dedik faşizm. Bu yerinde bir saptama. Çünkü İtalya hem Almanya öncelikle işçilerin, köylülerin ve dar gelirlilerin gönlünü kazanmıştır. Ve her iki faşizm anti-kapitalist bir söylemle ortaya çıkmıştır. Gerek Duçe, gerek Führer sözde sosyalisttir.

Diğer totaliter rejimlerden ayırmak lazım faşizmi. Totaliter rejimler genelde homojen bir özellik gösterirken, bu özelliği faşizmde göremeyiz. Faşizmin diğer totaliter rejimlerden ayrılan bir yönü de faşizmin demokrasi ile iktidara gelmesidir. Hitler ve Mussolini’nin her ikisi de oldukça aktif seçim politikaları sayesinde iktidara gelmiştir.

Her iki ülkede de iktidarlar sözüm ona burjuvaziyi zapturapt altına aldıklarını söylemişler. Esasında faşizm ve burjuvazi arasında danışıklı bir dövüş vardır. Faşizmin iktidarına kadar da bunu belli etmemeye çalışırlar. Her iki faşizm sadece yerel sermayelerin değil uluslararası kapitalizmin de hayır dualarını alarak gelmişlerdir.

Sadece faşizm değil, kitapta kapitalizm-demokrasi ilişkisi de incelenmiştir. Kapitalizm demokrasiyi ister mi, istemez mi? Soru bu. Cevap ise işine gelirse ister, işine gelmezse istemez. Ama kapitalizmin demokrasiye bir süre ihtiyacı vardır. Çünkü kapitalistler devlet gücü olmadan iktidarlarını kuramazlar…

Proteleryayı uysallaştırmak için sosyal barış ve sınıflararası işbirliği politikalarının havarisi kesilir. İlkeli bir hareket olmadığı için işine gelmediği zaman karşıt politikalar savunurlar. Millidirler, dindardırlar yerlerine göre faşistler. Vatan aşkı söz konusu olduğunda kimse onlarla yarışamaz.

İlk başlarda ağır sanayi yerine hafif sanayinin haklarını savunur gibi görünürler. Bu sayede orta sınıfların ve sını atlama sevdası duyan herkesin sevgisini kazanırlar. Aristokrasiye de düşman kesilirler. Bu anlamda kendilerindeki ilericilik damarlarını da kitlelere göstermiş olurlar.

Büyük buhrana kadar ve faşizmin ilk yıllarında işçilerin ücretleri orta sınıflara göre daha yüksektir. İktidar olduğunda faşizm ve faşizme yakın sarı sendikaların varlığı, bir de işçi aristokrasisi yüzünden parçalanan işçi sınıfının güçsüzlüğü yüzünden proletaryanın haklarının çoğu berhava edilmiştir. Bunu yanında sınıflararası işbirliği neticesinde kurulan korporasyonlar yüzünden proletaryanın durumu iyice kötüleşmiş, örgütlülüğüne de son darbeler vurulmuştur. Örgütlü olmayan kitleleri de sevk ve idare etmek için de iktidar için en kolayıdır. İdeolojilerini rahatça yerleştirir, diktatörlüklerini ilan ederlerdi. Mussolini Hobbes’tan ilham alarak kitlelerin eninde sonunda bir diktatöre ihtiyaç duyabileceğini söyler. Bundan sonra da lider kültü üzerinden yürür hikaye. Liderlerin dahi ve evrensel olduğu, seçilmiş kişiler olduğu söylenir; hatta tanrısal bir görevle var olduklarını söyleyenler bile olur.

Boşuna dememişler yirminci yüzyıl propaganda çağıdır. Faşist diktatörler bunda oldukça başarılı olmuşlardır. Faşistler bunları yapıyorken sosyalistler ne yapıyordu. Sözünü etmeye bile değmez. Pasiftiler ve iktidara aday gibi görünmediler hiçbir zaman. İki dönem biri otuzların büyük buhranı, diğeri altmış sekiz olayları her ikisinde de sosyalistlerin eline kadar gelmişti iktidar, ne var ki, ellerinin tersiyle ittiler bu fırsatı…

 

Reklamlar