There Will Be Blood – Kan Dökülecek

Gölge Konuşuyor:

Daniel Day-Lewis’ten laf açılmışken devam edelim dedik. Bu sefer de oyuncunun başka bir “oskarlık performansına” şahit oluyoruz. Şahit oluyoruz olmasına ama Day-Lewis’in bu filmdeki performansı Lincoln’dekinin çok gerisinde. Bilmiyorum Day-Lewis’in bu Oscar’ı aldığı yılda rakipleri kimdi? Akademi keşke acele etmeyip de Lincoln’ü bekleyip ödülü başka birine verseydi.kan

Şunu söyleyeyim, amacım hikaye dinlemekten ziyade oyunculuk performansı görmek. Ama Kan Dökülecek filminde daha ziyade hikayede yoğunlaştım. Bu film, bir önceki iki filme göre genel izleyici profiline daha çok hitap eden bir film. “Sonradan ortaya çıkan kardeş” durumu da bizim gibi melodramla terbiye edilmiş bir topluma ilaç gibi gelecektir. Zaten imdb notlarına baktığımızda bu filmin notunun Capote ve Lincoln’e göre daha yüksek olduğunu görüyoruz. Çünkü bu film kişiden ziyade olay merkezli. Bazen diyorum ki,şu imdb notunu tersine çevirip film seçmek gerekir.

Film bir roman uyarlaması. Amerikalı toplumcu gerçekçi yazar Upton Sinclair’in Petrol adlı romanından uyarlanmış. Bendenizin de Sinclair ile tanışmışlığı bu sayfalarda bahsini yaptığım Chicago Mezbahaları romanıyla oldu. Petrol’ü okumadığım için filmin romana ne kadar bağlı kaldığıyla ilgili yorum yapamayacağım.

Olay merkezli ama bunun yanında bir eleştiri filmi. Sistem eleştirisi yapıyor diyebiliriz. Nietzsche’ci bir terminolojiyle filmin mesajını “Tanrı öldü, yaşasın burjuva” diyebiliriz. Film sıfırdan gelip palazlanan hırslı br kapitalistin hikayesini işlerken, kapitalistin günah ve sevaplarını da veriyor. Palazlanırken acımasız yüzünü gizleyen kapitalist bir güce dönüştüğünde asıl yüzünü gösteriyor. Okur (izleyici demek istemiyorum) olarak da biz de yerimizde ona sempati duyduk. Ama ne diyelim, moda bir tabirle “kandırıldık, aldatıldık” diyelim. Uyanamadık ama, ilk başlarda ipuçarı vardı aslında, mesela o çocuğun petrol kuyularının yanında ne işi vardı. Hoş adam cezasını buldu, ama olan çocuğa oldu.

Filmde gözden kaçmaması gereken ince bir mizah da var. Cinayet işlenirken bile bu mizahın izleri var. Kapitalistimiz Daniel Plumlee hepimize mesaj verirken mizah duygusunu hiçbir zaman kaybetmiyor. Tanrı ile ilişkisi başlıbaşına komik. Bir de iyice karikatürize edilmiş İlay karakteri var. Onu hatırladıkça güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Ama en sonunda Calvinist yönünün Daniel tarafından deşifre olması çok eğlenceliydi, sahnenin sonu pek eğlenceli olmasa da…