Öfkelenin!

Gölge Konuşuyor:

Çocukluğu entelektüel çevrelerde geçmiş, gençliğinde casusluk yapmış, nazilere karşı direniş faaliyetlerine katılmış, tutuklanmış, toplama kampına atılmış, mucize eseri hayatta kalmayı başarmış, sonrasında enternasyonal barış ve demokrasi için çalışmış, aktivist, diplomat, danışman, devlet adamı, yazar Stephane Hessel’i eleştirmek bize düşmez. Dolu dolu bir 96 yıl. 45’te toplama kampından kurtulduktan sonra herhalde artık ben ölmem demiştir. Bunun dışında dört kez daha ölümden dönmüş. Beş yeni hayat.öfkelenin

Zaten onun vurguladığı şey tam olarak bu; yeniden yaratmak, yeniden kurmak, yeniden üretmek. Bunun için ise tek bir şey öneriyordu: Direniş!

44’te Paris’te Nazilere karşı direnişte ön saflarda yer almış Hessel. Jean Moulin, Charles De Gaulle gibi yol arkadaşları varmış. işbirlikçi Vichy hükümetinin olduğu bir ortamda bu direnişin pek yaşama şansı yokmuş.

Umut onun içinden hiç eksilmeyen bir duyguymuş. Cezayir’in bağımsızlığı içinde Fransa’ya karşı olan cephenin içinde yer almış. Yani gerçek bir aydın. Onun hikayesini aydınlanmacı akla dayandıran yayıncı Cumhuriyet Kitapları nedense Fransa için savaşan Hessel’in Fransa karşısında savaşmasına çok fazla vurgu yapmıyor önsözlerinde. Fransa’nın bölünmez bütünlüğüne karşı çıkmanın hainlik olarak yaftalamamaları da manidar.

Hessel dünya düzeni konusunda da hep aktif olmuş, hep emekçi sınıfının yanında yer almıştır. Her şeyi kara indirgeyen liberal anlayışa şiddetli bir muhalefet yapmıştır.

Bu kitabı doksan yaşından sonra yayınlaması da tesadüf değil. Çünkü sürekli umut ile beslenmiş dava adamının etrafını saran umutsuzluk çemberine karşı bu tür bir seslenişe gerek duymuş. Çünkü artık Çinliler dışında kimsenin bu neoliberal düzende umudu kalmamış. Artık nerede çok eşek varsa orasının gelişmiş sayıldığı bir döneme giriliyor. Durum, sosyalist devletlerin çöktüğü, Fukuyama’nın tarihin sonu olarak etiketlediği doksanlı yıllardan bile daha geride. Çünkü artık Avrupa emek sınıfının tarihsel kazanımları da berhava olmuş. İşte bu haldeyken “Öfkelenin!” diyor Hessel, ve emek güçlerinin üzerlerindeki ölü toprağını atmasını istiyor.  İşçi sınıfının yine bir tarihsel özne olarak sahneye çıkmasını bekliyor.

Burada söylediklerimizle Hessel’e saygıda kusur etmediğimizi göstermiş olduk. Yalnız Avrupa’da yaşayan bir dostumun “Avrupa solcusu” dediği tanıma çok uyuyor. Sosyalizmi stalinizm üzerinden vuruyor o da birçok Avrupaa solcusu gibi. Liberalizm karşıtı gibi görünüyor ama dünya emekçileri ile işbirliğini gündemine alamıyor. Onun yerine daha ziyade refah devletinin kazanımlarını destekliyor. ATTAC gibi tehlikeyi daha ziyade üçüncü dünyadan gelen emek tehditi gören kurumlara destek oluyor. Bir de direnişi destekliyor ama “terörizm”e karşı çıkıyor. Yani Filistin’e destek oluyor ama, terörist faaliyetlerini onaylamıyor. Peki Filistin ve destekçilerinin terörist faaliyetlerde bulunmamaları eşitsiz bir güç dengesinin olduğu bu ortamda hareketsiz kalmaları anlamına gelmiyor mu?  Öfkelenin ama sinirlenmeyin diyor Sayın Hessel. Sinir yanlış öfke doğruyu yapar ona göre. Kavram kargaşası yok burada ama yine de durum içinden çıkılması zor gibi…