Haydut

Gölge Konuşuyor:

Yine bir Robert Walser kitabı. Bir roman. Hakkında yazılanlar önsözde, sonsözde, arka kapaktaki tanıtım bültenine göre, yazar hayattayken yayımlanmamış, yayın hazır olmamış, mikrogram denilen bir teknikle yeniden oluşturulduğu şeklinde pek anlamadığım ve anlamaya çabalamadığım şeylerden bahsediliyor. Benim bir Robert Walser kitabına başlamam için bunlara ihtiyacım yok. Zaten büyük bir motivasyonla okuyorum Walser’i. Şimdiye kadar okuduğum dört kitabını da aynı motivasyonla okudum. Robert Walser kitabı demeniz yeterli… Bilmiyorum on yıl öce Walser’i sever miydim? Ya da on yıl sonra sever miyim? Bilemiyorum. Sadece metnin kendisi değildir değerlendirmemize tabi tutulan sanırım. Yaşımız, zevklerimiz, işimiz, sınıfsal konumumuz, önceden okuduklarımızın da bu değerlindermelere etkisini yok sayamayız. Yani sadece eserden yapılan bir yakın okumaya değil,izlenimci bir değerlendirmeye de tabi kalıyor eser ister istemez…

Biraz daha farklı bir Robert Walser kitabıyla karşı karşıya kaldım sanırım. Kahraman öncekilere benziyor ama bu hikayede (hikaye denilir mi bilmiyor) ne olay örgüsü var, ne zaman, ne de yer var. Ne de yazarın önceden okuduğum eserlerdeki yaşadığı enstantaneler var.  yer adlarından bahsediliyor ama karakterlerin nerede olduğuna dair bir şey yok. Paris’ten ya da İtalya’dan bahsediliyor mesela. Zamanı hiç bilmiyoruz ama olaylardan, gerçek olaylardan bahsederken tahmin edebiliyoruz. Örneğin birçok eserde karşıma çıkan 1922 tarihli Rathenau cinayeti. Anlatılan ne, diyen soran olursa da romanın daha ziyade izlenimlerden oluştuğunu söyleyebilirim. Sonsözdeki şu ifadeler de açıklayıcı bu bakımdan: “Metin, belirli konuların, karakterlerin, durumların, olayların daha sonra dile getirileceğine dair bildirimlerle, teminatlarla, hatta yeminlerle doludur.”

Haydut kim? Biraz da ondan bahsedelim. Siz ismine bakmayın, o daha ziyade lakabı. Toplumdışılığından dolayı çevresindekilerin ona taktıkları ad. Hikayeyi bize kendisi anlatıyor Haydut. Ama bazen sanki bir üçüncü kişiyor anlatıyor gibi öyle değil, kimse aldanmasın. Çünkü haydutumuz başkalarının hakkındaki görüş ve izlenimlerini verirken sanki kendisinden bir üçüncü kişiymiş gibi bahsediyor. Bunun gerçekten bambaşka bir teknik olduğunu söyleyebilirim.

Tüm toplumdışılığına rağmen sevilen bir karakter Haydut. Frolayn Selma’nın “tuhaf bir delikanlı dediği Haydut. Sadece biz okurlar değil, çevresindeki insanlar da onu seviyor. Ama ona karşı hoşnutsuzlukları var çevresindekilerin. Bu da ondan beklentileri olduğu anlamına gelir ama bu beklentiler onun kendisine çeki düzen vermesiyle ilgilidir. Aslında o daha iyi bir yerde olabilirmiş. Ama tembel ve umursamaz. Çalışan kazanır. Zaten kitabına umursamazlığın manifestosu da denilebilirmiş. İnsanı deli eden toplumdışılığından bahsettik. Ya mesela, sen de herkes gibi evlen çoluk çocuğa karış. Yok işte. Bir de onunla plan yapmanın zorluğu var. Yani bir konsere gitmek mümkünken, oturup bu satırları yazıyor. Ne gerek var, yani?