Altın Gözde Yansımalar

Gölge Konuşuyor:

Yıllarca vitrinde kitaplarını gördüğüm Carson McCullers’a ilgi göstermek neden hiç aklıma gelmedi bilmiyorum. Bu sanırım ülkedeki yorum ve eleştiri kuraklığından da kaynaklanıyor. İki dostumun -biri sanal alemde- önerileri sayesinde McCullers ile tanışmış oldum.

Altın Gözde Yansımalar’da önce dilin kıvraklığından bahsetmek lazım. Bunda Nihal Yeğinobalı gibi anıt çevirmenlerden birinin de payı vardır ama yazar da boğmuyor, berrak, akıcı bir dil kullanıyor. Akşam saatlerinde başladığım bu kısa (yüz sayfa) eseri aralıklı da olsa gün ışımadan bitirmiş oldum dolayısıyla.

Bunda belki de o zihne kazınan karakterlerin de payı büyüktür. Gerçekten McCullers’ın karakterleri zihnimde kendilerine çok özel köşeler edindiler. Karakterler biraz sıkıntılılar yalnız. Bunu kendileri değil bir okur olarak ben söylüyorum. Özellikle Er Williams ve Yüzbaşı Penderton çok özel çizilmiş karakterlerdi. Penderton’un dağınık, kontrolsüz, dengesiz hali romanın büyük bölümünde onunla ilgili bizlerin de kafamızın karışık olmasına vesile oldu. Benlik oluşturmada sorunlu görünen Weldon Penderton’un bu haline cinsel tercihi konusundaki kararsızlığı da neden olmuştur belki de. Ama onu daha çok ormanda Ateşkuşu denilen kısrağın üzerindeki fantastik yolculuğundan hatırlayacağız. Neredeyse onun hakkında iyi şeyler düşünmeye başlayacaktık ki, romanın sonunda öyle bir şey yapıyor ki benim için de çok beklenmedik oldu. Neyse daha fazla spoiler olmayalım biraz da Er Williams’dan bahsedelim.

Er Williams’ın görevi bölgede bulunan ormanlık alandaki atların bakımıyla ilgilenmekti. Çünkü Williams’a en uygun iş buydu diğer askerlerin yaptığı rutini, -spor yapmak gibi- sevmiyordu. Williams ne çok neşelenir, ne de üzülürdü. Gerekmedikçe konuşmaz, etliye sütlüye karışmaz, verilen emirleri aksatmadan yerine getirirdi. Stres, gerilim nedir bilmeyen Williams başını yatağa koyar koymaz uyurdu. Kadınlarla şu ana kadar ilgilenmiş değildi. Ama ata binmesine yardım ettiği Yüzbaşı’nın karısı acaba onda uyku durumundaki bazı güçleri faaliyete geçirir mi diye düşünmeden edemiyor okur.

Romanın diğer üç karakteri ise bahsettiğimiz iki kişi gibi sıradışı görünmüyor olsalar bile McCullers aslında eğer insansa eksiktir bir tarafından mesajı veriyor roman ilerledikçe. Yüzbaşı’nın eşi Leonore’yi daha çok sevmemize neden oluyor eşinin tüm iticiliğine karşın. Bunun yanında askerler arasında Sarsak Göt olarak adlandırılan Yüzbaşı’nın aksine, çevresinde  sempati ve hayranlık uyandıran Binbaşı Morris Langdon ile mutsuz eşi Alison romanın önemli karakterleri. Şunu belirtmeden geçmeyelim. Hollywood ve yerli melodramlar hikayeyi aileyle noktalarken bu romanda tersine bir işleyiş, iki çatırdayan aile söz konusu. Eşlerin birbirlerine aşık olduğunu söylemek mümkün değil. Ama hikaye nereden çatırdayacak onun beklentisi var. Yıllar önce çocuğunu kaybetmiş bunun yanında gözlerindeki fer de sönmüş Alison’un eşinin ilgisini çekmediği aşikar. Bundan sonra da kimin kiminle olacağı muamma. Yüzbaşı’nın ikircikli cinsel kimliğini gördüğümüzde de işin iyice arapsaçına dönüşeceğini hissediyorsunuz. Haliyle romanın sonlarına doğru ufaktan bir gerilim hissediyorsunuz ister istemez…