Yelkovansız Saat

Gölge Konuşuyor:
Önce kitabın adından başlayalım. Yelkovansız saat. Böyle bir saat gerçekten yok. Bu bir benzetme daha çok. Romanın önemli karakterlerinden J.T. Malone hemen romanın başında o amansız hastalığını öğrenir. Lösemidir Malone’nun hastalığı. Bu hastalığın pençesine düşenlerin, kanserin başka türüne yakalananlara göre biraz daha fazla yaşadığını doktorundan öğrenir. En az on iki ay. Ama ne kadar yaşayacağını bilmediği için bu saatin yelkovanı yok gibidir. Malone bu son durumunu “yelkovansız bir saate bakar gibi” şeklinde bir benzetmeyle tanımlıyor.

Bu içeriğin ipuçlarından biriydi. Bir diğeri de roman da mavi gözlü bir zencinin olmasıdır. Bilindiği gibi McCullers’ın roman ve öykülerinin birçoğunda zenci karakterler mevcut. Köleliğin kaldırılmasını tam olarak sindirememiş beyaz ırktan Amerikan toplumu için henüz durum tam aşılmış sayılmaz. Biraz spoiler olacak bu roman  Zencilerin karma eğitime tabi edildiğinin haberi ve buna tepki gösteren ahalinin öfkesiyle bitiyor. McCullers önceki eserlerinde bu ırk ayrımına dokunuyordu ama  derinleştiremiyodu. Bu romanda ise ırkçılık, ırk ayrımcılığı içeriğin önemli bir parçası.

Roman 1961’de ilk baskısını yapmış. Biz romanın dışına çıkalım, biraz eskiye gidelim. Neredeyse yüz yıl öncesine, köleliğin kaldırıldığı ABD’ye gidelim. Aslında köleliğin kaldırılmasının Zencilerle bir alakası yok. Sorun Güneyli pamuk üreticileri ile Kuzeyli sanayiciler arasında. Kölelik pamuk üreticilerinin işine gelmesine rağmen, işgücüne ihtiyacı olan Kuzeyli sanayici burjuvalar için sorun daha büyüktü. Ama tabi kölelik kaldırıldı, Zenciler hemen kendilerini daha özgür hissettiler diye bir şey yok. William Faulkner’ın Yenilmeyenler romanı bu özgürleşmenin çaresizliğini çok iyi anlatıyordu….

Bu hususlara romanda değiniliyor ama romanın asıl hikayesi yüz yıl sonra. Siyahlar halen Beyazların yaşam alanlarına giremiyor, girme teşebbüsleri ise şiddetle bastırılıyordu. Bu romanda beyazların semtinde ev almış bir siyahın yarattığı öfke ve bu öfke karşısında kasabanın beyaz erkeklerinin evi kundaklama planları anlatılıyor.

Romanın kolay okunan, sürükleyici bir konusu var. J.T. Malone ile ilgili birşeyler konuştuk, ama asıl karakter Yargıç Clane’dir. Neredeyse doksan yaşında olan Clane’in oğlu intihar etmiş torunuyla da kuşak çatışması yaşamakta. Torun Jester ile yargıçın birçok işine bakan mavi gözlü zenci Sherman Pew romanın yazımından birkaç yıl sonra sokaklara taşınan Martin Luther King hareketinin zihniyetini de temsil ediyor. Romanın trajedisi, yargıcın trajedisidir, Johnny yani oğlunun intiharıdır bu trajedi. Biz intiharın nedenini roman ilerledikçe öğreniyoruz. Tabi bu hikaye yargıcın ırkçılığının katmerleşmesine neden oluyor ilk başlarda, geldiğimiz noktada ise yargıç sanki bir şeylerle yüzleşmeye hazırdır. Ama söz konusu hikayenin mavi gözlü zencinin hikayesiyle bağı gizli kalsın şimdilik. Biz biraz daha Malone’a dönelim. Gerçekten Malone’nun rolü ne diye düşünürken, onun hemen romanın başındaki, o sendelemesine neden olan tuhaf zenciye karşı sağduyusunu koruyup ağzından “pis zenci” sözünün çıkmadığı, kendisini frenlediği o ana bakalım. Gerçekten Malone araftadır, dönüşüme en yakın karakterdir. Sanırım Carson McCullers da Sydney Pollack gibi orta sınıftan beyaz yakalının vicdanına sesleniyor…