Baştankara

Gölge Konuşuyor:

Sine Ergün’ün önceki iki kitabını da çok beğenmeme rağmen Sine Ergün öykücülüğü ile ilgili fazlasıyla negatif eleştiri almam şaşırttı beni biraz. Bu eleştirilerde Ergün öykücülüğünün sözüm ona eksiklikleri sıralanırken aldığı saygın ödülleri de hak etmediği söylendi. Ne var ki, beni Ergün’ün öykülerine çeken önemli şeyler var. Burada bunları sıralayacağım.

Kısa olması bence bir artıdır. Meramını mümkün mertebe en az sözcükle anlatmak yetenek işi. Bazı şeyleri eksik bırakılmıyor burada, bu kısa öykünün gerçeğidir. Önceki iki kitabında öyküler genelde tek sayfa iken, bazen de bir sayfanın sınırlarını taşıyordu. Uzadıkça sığdıramamış, bağlayamamış gibi esprili yorumlarda bulundum… Kısaları benim için daha makbul. Bu öykü kitabında ise görece daha uzun öyküler de var. Üç dört sayfalık. Ama bu öykülerde bilinçli bir tercihle lafı dolandırmanın, boş konuşmanın ve her şeyi açık etmenin olduğu öykü içeriden eleştirilmiş gibi.

Öykü sadece biçimsel olarak romandan farklıdır. Romanın göndermeleri tümellere iken daha ziyade öykü tikelleredir. Öykü bu bakımdan gündelik hayattan enstantanelerle doludur. Buradaki öykülerde de karşılaşılan durumları ifade etmek ve bu sayede çağrışımlara neden olmak için de yollar temizlenmiş gibi.

Söz anlamını yitirmiş gibi öykülerde. Sözsüz bir iletişim söz konusu. Sözsüz bir edebiyat demeye dilim varmıyor. Ama söz bir noktadan sonra anlamını yitiriyor, sese dönüşüyor.

Kimi yerde de konuşmanın anlamsızlığı üzerine sanki öyküler. Söylenenlerin alıcıdan geri dönmesi, beklenen etkiyi yaratmaması da sözünü değerini düşürüyor ve sözle anlatmanın imkansızlığı dile getiriliyor.

Konuşma-susma diyalektiği de dert edinilmiş öykülerde. Susma zamanı. Susma ve düşünme zamanı yani tefekkür zamanının da altı çizilmiş, anlam ve değer katabilmek için.

Bellek sadece sözleri kaydetmiyor, sözün sarfedildiği an bazen oradaki bir nesne ve durumlar, örneğin masanın bütününe yayılmış toz gibi, zihinlere kazınmış ve söylenen sözlere yoldaşlık etmiş durumda .

Kuru bir anlatım, dilde bir zenginlik yok şeklindeki eleştiriler nispeten doğru olsa da hiç yok demek büyük haksızlık bence. Düz anlatım olduğu söylenebilir ama haliyle de her öykü bir alegori olarak var . Öykünün kendisi simgesel olduğu için içeride çok fazla metafora ihtiyaç olmaz zaten. Yer yer metaforlara da başvurulmuş üstelik. KHK ile göğe tırmanmanın yasaklanmasını söylendiği gibi mi anlayalım yani…