Yürekteki Hayvan

Gölge Konuşuyor:

Bazı kitaplarla savaşmak gerekir. Gardınızı alamazsanız nakavt olabilir, bu yüzden sayfaları boşuna çevirir, sayfalarda boşuna oyalanırsınız. Bu durumda geriye çekilip yeni stratejiler geliştirmek daha önemlidir. Başka türlü bir okuma yapmak gerekebilir. Eğer üşenmezsek ikinci defa okumak daha doğru. Geriye dönüşleryapılabilir, bazı bölümler tekrar okunabilir veyahut. Arada bir de kim ne demiş bi bakmak lazım.

Yürekteki Hayvan Türk okurunun beğenisine mazhar olamamış. Bu küçük, tuhaf ve kaotik kitap aslında son derece yorucu bir roman. Karmaşık gelmesinin nedeni kullandığı dil değil tekniğidir. Yoksa cümlelere, ifadeler çok yalın, çok basit. Bu basitliğe rağmen neden roman anlaşılamıyor ona gelelim.

Bir kere roman bir travmayı anlatıyor. Bu travma tek bir bireyin travması değil, tüm toplumun travması. VE travmayı anlatan kişi de çocukça bir dil ve çocukça bir bakış açısıyla anlatıyor. Bir yetişkin olarak hikayesini anlatsa bile travmayı çocukluğunda yaşadığı için sanki hiç büyümemiş gibi. Dolayısıyle bu eseri yetişkin elbisesiyle okumak çok zordur. Hani Ses ve Öfke’de hikayenin bir bölümünü bir geri zekalı, bir bölümünü de bir nevrotik anlatıyor ya, burada da aynı teknik var işte. Dolayısıyla anlatıcı kahraman bize boşluklar bırakıyor. Romanı çözmek de okurun bu boşluklara sızma yeteneğine bağlı.

Travma neden geliyor, çünkü romanın insanları diktatörlükten başka bir şey görmemişler. Şimdi Çavuşesku, geçmişte de Hitler istibdatı altında yaşamışlar. Dolayısıyla korkutulup bastırılmışlar. Ama romanda korku ve baskı belirgin değil. İnsanları bu sinik yaşantıyı olağan yaşantılarıymış gibi yaşıyorlar. Dolayısıyle bir yeraltı romanı olarak Yürekteki Hayvan toplum dışı bir kişinin değil sistemin yapının  deforme ettiği tüm toplumun yeraltısı. Romana bakıp insanların diktatörlerini sevmediğinde dair bir şey de söyleyemezsiniz. Tam tersine korku bazen hayranlığı ve sevgiyi de getirir, çünkü insanlar böyle öğrenmişlerdir.

Biz pedagojik düşünenler bazı hikayeleri çocuklardan gizlemeye çalışırız. Biz ne kadar geleneksel, eril ve tahakkümcü olduğunu düşünürsek düşünelim çocuklar Kırmızı Başlıklı Kız gibi esrleri severler. Çocukluk insanın karanlık bir dönemi de sayılabilir. Çocuklar birbirine ne derece acımasız davrandığının şahidiyim bendeniz. Çocukluk yeraltıdır bu bakımdan. Saki’nin bu tür olduğunu hatırlıyorum. Korku hikayelerini en çok çocuklar sever. Ben kendim de bu konuda ikiye bölünmüş durumdayım. En son şunda karar kıldım: Aslında çocuklara tüm hikayeleri anlatmalı ama hayal ile gerçeğin farkını vererek…