Kurşunkalem Fabrikası

Gölge Konuşuyor:

Yunan Asimakis ailesinin on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren  yüz yılı anlatılıyor romanda. Aynı zamanda da bu dönemin siyasi tarihi de kurguya yedirilmiş. Bu haliyle roman iki farklı kulvardaki yazar, Eric J. Hobsbavm ve kurşunkalemGabriel Garcia Marquez’e selam gönderiyor gibi. Asimakis ailesinin ve onların dostu Nikos Vangalis’in üç kıtada, birçok ülkedeki farklı şehirlerdeki hikayesinde, aile efradının yolu Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht, Gorki, Lenin, Mayakovski, Troçki ve Zinovyev gibi tarih sahnesinin önemli kişilikleriyle kesişiyor.  Romanda Hobsbavm’ın ‘imparatorluk çağı’ (emperyal çağ) dediği 1870’ten sonraki dönemdeki büyük talanın fotoğrafını bulmak mümkün. Yine de bu dönem yeşeren  muhafazakar kapitalist(Gaston Volf) , liberal demokrat (Stefanos Asimakis) gibi  kişiliklerle karşılaşıyoruz. Bir sonraki kuşakta ise sosyal demokrat aydın(Nikos Vangalis),liberal aydın (Markos Asimakis) gibi karakterlerle karşılaşıyoruz. Üçüncü kuşakta ise faşist ve ırkçı bir karakter Georg Van Muten ile karşılaşıyoruz. Muten Büyük Buhran sonrası yükselen değeri faşizmi temsil ediyor romanda. Romanın öne çıkan iki karakterinden biri Vangalis 1920’lerde St. Petersburg ‘da (Leningrad) Rus devriminin önemli aktörleriyle ideolojik tartışmalara girer, diğeri Markos ise daha ziyade kendisini bilimsel gelişmeler ve iktisadi ilerlemeye adar. Markos kurşun kalem üretimi alanında araştırmalar yapar, dönemin önemli kalem üreticileri Faber ve Hammer’in fabrikalarında inceleme yapar.

Çok fazla bilgilendirme kaygısı belki okur açısından Soti T.’nin romanını zor okunur hale getirebilir. Ne var ki böyle bir romanda kurgu ile gerçeklik dengesini sağlamak zor bir şey gerçekten. Bu bakımdan Soti T.; Zola, Şolohov, Steinbeck, Reed gibi yazarların yanında çömez sayılsa da romanı kayda değer. Kurşunkalem Fabrikas’ını okuduğum romanlar içinde en çok Kaybedenlerin Belleği’ne benzetebilirim…

Kitabın Sayfalarından:

Nehir ağzında biraz durup suyun donmuş yüzeyine ve yabani kuşlara bakarak Zürich’te nehrin donduğu kışı hatırladı. “Gitmeliyim,” diye düşündü ve kendi kendine “Burada iyi diş doktorları yok!” diyerek güldü. Şekerlerin yanı sıra, Elsa’nın tatlılarını ve Markos’un İskenderiye’den getirdiği tatlılara benzeyen tarçınlı şekerlemeleri yiyerek geçirdiği bunca yılın sonunda dişleri nihayet çürümüştü. Ellerini paltosunun ceplerine sokmuş yürürken, bu şehirdeki en kayda değer şeyin Puşkin’in evi, evindeki  çalışma odası, kırmızı deri koltuğu, binlerce kitabı, kiraz ağacından kütüphanesi ve ahşap masa üzerinde duran lupu olduğuna karar verdi. Vangalis neredeyse yüksek sesle, “Ama kim bilir belki onu da kapatırlar, belki onu da lanetlerler” diye düşünmeye devam etti. Puşkin, Bolşevik değildi; o, bir dekabrist, eskilerin centilmen devrimcisiydi! Onuru için yaptığı  bir düelloda öldü. Daha sonra, Mayakovski’nin Puşkin’i pencereden atmak isteediğini anımsadı; içinden gülümsedi. Rusların kavgacı olduklarını ve birbirlerini camdan attıklarını düşündü. “Ya da kendileri düşüp ölümcül atlama yapıyorlar. Bu da ilginç,” dedi yine kendi kendine. Küçük yarımadanın ucuna dek uzun bir süre yürüdü; ismini Dekabristlerden alan mahalleye vardığında durup nehre, karşı kıyıya bakmaya başladı. İçinden “Kurşunkalem üreticisi Armand Hammer bile Rusya’dan gitti. Amerika’ya döndü” dedi.

Aslında bunun suçlusu genel kuruldu. Vangalis hemen hemen sekiz saat boyunca, ceketinin cebinden çıkardığı şeker parçalarını yiyerek ilk kez sessizce oturmuştu; sekiz saat ağzını açıp tek kelime etmemişti. “Faydasız… Aynı dili konuşmuyoruz” diye düşünmüştü. “İlk görevimiz çalışmayı artırmak” – “sosyalist aydınlanmanın kadın ve erkek kahramanlarını yüreklendirmek ve ödüllendirmek”- “görevimiz, eski burjuva geleneğin mirasını yok etmeye çalışmak ve sosyalist meşruiyeti sağlamak” – “kandırılmış yoldaşlar… doğru yola döndürülmeli… ne pahasına olursa olsun” – “düşkün sanat… anlaşılmaz sanat… yok edilmeli.” Vangalis bir kere daha gelişmelerin çok gerisinde kaldığını, devrimin değil, devletin anaforu içinde olduğunu  hissetmiş ayağa kalkıp “Beni ürkütüyorsunuz! Kanımı donduruyorsunuz!” diye bağırmak istemişti.

Hiçbir şey söylememişti; uzun zamandan beri ilk kez Rosa Luksemborg’u düşünmüş, “eğer burada, burada bu genel kurulda bulunsaydı ortalığı kırıp geçirirdi! Belki Troçki de…” demişti içinden. Ama Troçki başını alıp gitmek zorunda kalmıştı; istifini bozmayan Stalin ve tüm genç köylüler “sosyalist meşruiyeti” rahatça inşa edebilsinler diye! Ve kendilerini beş yıllık planların gizemine özveriyle adayabilsinler diye! (sf. 284-285)

Gölge Konuşuyor:

Alıntı yaparken, alıntının vurucu olması ya da aforizmavari olmasıyla çok ilgilenmiyorum. Daha ziyade kitabın kalbi sayılabilecek bir bölüm seçmek istiyorum. Hem ileride bu karalamalara tekrar baktığımda bendeki çağrışımı çalıştıran, hem de eğer okuyan biri olursa ona da kitabın içeriği hakkında ipucu veren bir alıntı olmasını isterim. Yine de yukarıdaki alıntıda Mayakovsi’nin Puşkin’i pencereden atma isteğini pek anlamadım. Bu durum kaçırdığım bir ayrıntıyla ilgili mi bilinmez. Bilen varsa da belki yardım eder…

Tanıtım Bülteni:

Kurşunkalem Fabrikası, bir Yunan ailesinin yaklaşık yüz yıllık tarihi olmasının yanı sıra, Zurich’te başlayıp, devrimci fikirlerin filizlenerek büyük toplumsal hareketlere dönüştüğü Berlin ve Sen Petersburg gibi yirminci yüzyılın en çalkantılı kentlerinde devam eden büyük bir dostluğun öyküsü.

Bir mühendis olan Stefanos Asimakis, Süveyş Kanalı’nın inşasında görev almak üzere 1866 yılında Kahire’ye gider. Burada kendisi gibi Yunan bir kızla aşksız bir evlilik yapar. Stefanos için Mısır, köprüler, yollar inşa edilerek geliştirilecek bakir bir bölgedir. Yine burada tanıştığı Gaston Wolf için ise Afrika, “kehribar rengi günbatımları ve soylu ırkıyla” bir “turta”dır adeta. Ve Stefanos, arkadaşı Gaston sayesinde Afrika’ya farklı bir gözle bakacak, onun karısı sayesinde de umutsuz aşkı keşfedecektir.

Stefanos’un oğlu Markos da, istemeden de olsa, babasının yolundan gidip mühendis olacak, yasak bir aşka tutulacak ve o da kendi payına aşksız bir evlilik yapacaktır. Yunanistan’da bir kurşunkelem fabrikası kurma hayalini ise asla gerçekleştiremeyecektir.

Kurşunkalem Fabrikası Birinci Dünya Savaşı’ndan Avrupa’daki devrimci hareketlere, Bolşevik Devrimi’nden İkinci Dünya Savaşı’na kadar Avrupa’yı sarsan ve değiştiren olaylar eşliğinde, yer yer Lenin, Rosa Luxemburg gibi gerçek kişiliklerin de kurguya katıldığı, ulaşılamayan düşlerin, gerçekleşmeyen hayallerin, hayal kırıklıklarının romanı.