Seni Seviyorum, Çok

Gölge Konuşuyor;

Melal. Bora Abdo beni şaşırtmaya devam ediyor. Melal adlı öyküsü bana bir Andre Gide esinlenmesi gibi geldi. “Yasak” nitelendirilen aşkı sözcüklerin gücü sayesinde meşru kılmakla birlikte, size de değişmeniz gerektiği uyarısında bulunuluyor…

Muayyen Bir Rotaya Dönmek. Belli ki Bora Abdo Türk öykücülüğünde çıtayı yükseltmek istiyor. Bununla yetinmiyor sanki tüm iyi öykücüleri selamlıyor gibi. Öyküler romanlaşmanın ipuçlarını da var. Su her iki öyküdeki ortak tema. Se tema’sı sucu teması ile birleşiyor. Bir korsan gemisi, geminin merhametsiz kaptanı, gemiye misafir olan derviş ile bize hikayeyi nakleden tayfa. Nereden nereye diye düşünüyor. Freudyen tarafı da var öykünün. Tüm öykünün rotasını utanç belirlemiş esasında…

Şekip Bey ve Gökyüzü. Şair olmak ne demek şimdi daha iyi anladım. Şairin iki farklı dünyası var evet. Gerçek olan ve imgesel olan. Bu iki dünya sürekli çatışma halinde. Bu iki dünya arasındaki uyumsuzluktur onu şair kışan belki de. Bu bakımdan şairin intiharı elzem bir şeydir belki de.

Zavallı Sahaf. Metaforlarla dolu bir öykü. Öyle demeyelim, metaforlarla dolu öykülerin parodisi diyelim. Kurgu-gerçek bulanıklığı da yedirilmiş öyküye. Sahaf’ın postmodern roman girişlerini andıran yazıları, yine kurmacayı sabote eden , “Seni bıçakladıktan sonra bir daha şiir yazmadı,” şeklindeki cümleleri, bunun yanında Namık Kemal’in Hugo’nun etkisiyle yazdığı Zavallu Çocuk adlı esere nazire yaparcasına yazılan Zavallı Sahaf adlı kurmaca…

Seni Seviyorum, Çok. Ebedi ve ezeli olan bir şey var, hiç ölmeyen. O şey var oldukça her zaman umut vardır. Ne kadar zalim olursa olsun bir şekilde o şeyden etkilenir. Bu şey, avını öldürmeden önce mağara duvarlarına resmini yapan ilkelin haliyle, kızını öldürdükten sonra cesedinin başında bekleyen sultanın halinde var. Adına ne koyarsanız koyun bu inceldiğiniz yerdir, bu insafa geldiğiniz yerdir ve aydınlandığınız yerdir….

Yayımcının Notu. Yayımcının notu falan değil. Öykünün adı bu. Bir roman telaşı var. Evet bu öykülerin romanlaşacağının haberini aldım. Bunun ipuçları hemen hemen her öyküde var. Mesela bu öyküde de yazar Ayşe Ediboğlu’nun hikayesi ile Melal’in kisi birleşiyor. Bir de roman tekniği işleniyor. Ama bu yukarıda belirttiğimiz gibi parodi şeklinde. Yani aslında roman yazmamış fakat damarlarında bilimsel yolla yetenği keşfedilmiş Ediboğlu’nun olmayan romanı işleniyor. Hani zamanda ve mekanda çzgiselliği bozan kurmaca. Aslında kurmaca yok zihniyeti Ediboğlu’nun zihniyeti. Biraz karışık bişey, zaten tam olarak anlaşılmıyor. Ama şöyle bir başlangıç tanıdık gelebilir: “Yazarının bir arşivci titizliğiyleçalışştığını unutmadan eklemeliyim ki Menderes’in bin dokuz yüz elli altıda. Bilecik’in yağmurlu bir köyündebir maymunun günlüğünü bulduğunu, anlaşılmaz simge ve işaretlerle ilerleyen bu metni çözdüğünü, bu olaydan iki yıl sonra Ayvansaray’da satın aldığı bir ahşap evin sarnıcında otuz üç tane maymun cesedi çıktığını….”

Bağırmıştın, Hayır Toprak Atmayın. Bir akrostiş öyküsü. Sevdim. Canım Aşkım Şekip’in baş harfleri ile.

Harflerle Ölü Diriltme. Ölüme yakın olma, ölümü hissetme, ölmeyi isteme, ölmeyi hayal etme ve en sonunda ölme. Öyküler boyunca bu olgular arası mesafe gündeme geliyor. Ölümü anlamak ve ölümü anlamlandırma sürecini kavramak mesele edilmiş hep. En sonunda da öbür taraftan seslenirken ölü, hey orada işler nasıl gidiyor şeklinde seslenirken yokluğunu anlamaya çalışıyor.

Kitabın sonunda önemli yazar ve eleştirmenler, Bora Abdo’nun bu kitaptan önce yayımlanmış iki öykü kitabını baz alarak onun öykücülüğünü değerlendirmişler. Güzel şeyler söylemişler. Ben de becerebilseydim daha güzel şeyler söylemek isterdim. Ama Cemil Kavukçu’nun merak uyandıran beklentisi benim de beklentim oldu: Bundan sonra neler yazacağını merak ediyorum…