Çukur, Berrin Karakaş

Gölge Konuşuyor:

Esasında bu kitabı bitirdikten sonra hemen konuşmamak lazım. Bir süre tefekküre dalmak gerekebilir. Kitabın ruhuna daha uygun olur böylesi. Ben başladım, başlayıp bitirmiyorum. Ara ara buraya gelip konuşacağım.

….

Herkes hazır ise başlayacağım. Söyleyeceklerim var. Şöyle bir arkanıza yaslanın. Çiçek olmanıza gerek yok. Önce kitabın yazarından başlayacağım. Bu okuduğum beşinci kitabı Berrin Karakaş’ın. Çocuklar içinde yazdıklarını saymazsak zaten beş kitabı var. İkisi öykü Sidre ( favorimdir), Tül; üçü roman Hayalhane, Üç Noktalar Sarayı ve bu son romanı Çukur. Şunu önceden söyleyeyim Karakaş’ın yazdıklarını anlamak için biraz daha çaba gerekebilir. “Tefekkür” kelimesini bundan dolayı kullandım zaten. Evet zor kitaplar. Karakaş’ın yarattığı eserlerde karanlık dehlizlerde hissedersiniz kendinizi. El yordamıyla ışığı bulmanız mümkün olmayabilir. Yardım almak zaruri olabilir. Şunu söyleyebilirim Çukur kadar kazık bir ödev az bulunur. Kitabın sonunda alıntılar bölümünde romanın referansları gösterilmiş. Üç ana metin Kuran-ı Kerim, Füsusu’l Hikem ve İlahi Komedya. Ben İlahi Komedya dışında diğerlerini okumadım.  Yine Gelmekte Olan Ortaklık, Kurbansal Sunu, Ethica, Kitab-ı Mukaddes, Korku ve Titreme ile Tanrı’nın Yeryüzündeki İşaretleri adlı metinler de romana kaynaklık eden metinlerden sadece bir kaç tanesi. Evet benim de bazı okumalar yapmam gerekiyormuş öncesinde Çukur’a hazırlık. Ben de tam tersine Çukur’u diğer metinlere hazırlık olarak kullanmış oldum bu sayede.

…..

Önce bir anlambilimci ya da bir felsefeci gibi “Çukur Nedir?” sorusunu sorarak başlayalım. Fiziksel bir anlamı var. Bir yer adı. Köy ya da kasaba. Bunun yanında çok anlamlılık da ihtiva ediyor diyebiliriz. Geldiğimiz ve gideceğimiz yer manasında kullanabiliriz. Bir kör kuyudan, ya da ana rahminden başlayıp aynı yere dönme hazırlıyoruz. Jung’un terminolojisiyle hayat-ölüm-hayat diyalektiği. Bir depremle başlıyor, bir sonla başlıyor roman bir çocuk doğuyor: Mikail. Sonrasında ölüme, yeniden doğuma ve bir sonraki depreme hazırlık yapılıyor, romanın üç bölümüne adını veren Mikail, Üzeyir ve Cebrail evrelerinden geçerek… Ama bu çok anlamlılıkta sanki yaşamdaki tüm girintiler, tüm doldurulması gereken boşluklarmış hissi veriyordu “çukur.”  Tanrı, şiir ve yaşam da karakterlerin sızabileceği boşluklar, çukurlardı.

Karakterler de ilginç. Romanın baş kahramanı İbrahim’in yolculuğu gibi gelişse de roman, İbrahim ile kaderi kesişen birkaç karakteri de derinliğine analiz edebiliyoruz. Bir “piç” doğuran Elmas’ı, devamlı ıskalayan bir avcı Celal, yerden bitme Cennet ve diğerleri. Tüm herkes birbiriyle hemhal oluyor ama bir iyi, bir kötü. Ölüme giden huzursuzluğun yarattığı tedirginlikten dolayı. Yani ölümlülerin uğraşı ne olursa olsun huzur yakalamasının beyhude bir çaba olduğu beklentisi içinde kalıyorsunuz ister istemez.

Kahramanı imam olunca romanın dini referanslarının fazla olması normal. Ama dualarla birlikte yürüyen ve yapıyı pekleştiren argoya vurgu yapmak lazım. Yani dua edenin küfür ettiği bir dünya bir çelişki gibi gelebilir ama tam tesi de olabilir. Roman bu dilde de fark yaratıyor bence. Neyse daha fazla saçmalamadan burayı terk etsem iyi olacak. Selametle….