Karayel Üşümesi

Gölge Konuşuyor:

Berna Durmaz’ın son kitabı. İlk üçü kadar başarılı bulmadım. Oysa ki yazarın her seferinde üstüne koyarak ilerlediği şeklinde yorum yapmıştım. Tarz değişikliği var sanki. İlk üç kitapta birbirine açılan öyküler vardı. Buradaki öykülerin tamamı müstakil öyküler. İlk üç kitapta yazarın beslendiği damarlar olarak halk hikayeleri ve masalları sayabiliriz. Burada ise Kuş Kulesi ve Bir Güzellik Masalı adlı son iki öykü haricinde yazarın alışkanlığını değiştirdiğini söyleyebiliriz… 

Buradaki öyküleri Berna Durmaz yazmamış olsaydı daha çok beğeneceğim kesin. Beklenti fazlaydı çünkü. Yukarıda ismini zikrettiğim öyküler dışında Çor, Çiğ Tor Tarazlı ve İhtimal adlı üç öyküyü daha çok beğendim. Çor‘u Vüsat O. Bener’in Havva‘sına benzettim. Bu sefer roller çocukların değil yetişkinlerin. Hep aşağılanan fakat sevimli olmayı başaramayan Zahire’ye üzülelim mi sevinelim mi karar veremedik. İhtimal‘de aşkın en önemli sorunlarından biri olan duyguları ifade edememe anlatılırken, Üşüyorum ve Gömü adlı öykülerde artık küllenmiş olan aşklardaki son itirafları duyuyoruz.

Çiğ Tor Tarazlı artık sadece çiçekleriyle vakit geçiren bir amcanın ailesinin zoruyla dışarı çıkmasına şahit oluyoruz ama şans bu işte adamcağız öyle bir trajediye şahit olur ki!

Berna Durmaz her şeye rağmen güçlü bir kalem. Özellikle o kıvrak, duru ve ifadeyi açık eden Türkçesi sayesinde bunu başarıyor. İhtimal adlı öyküden bir parça:

“Sen de otuz okka, ben diyeyim elli. Öylece ağır yükü var bu insan soyunun. Diyene, diyebilene ne gam. Böyle dut yemiş bülbüllerin var bu dünyada çekeceği. Cehennemden de ileri. Öyle üç-beş yıl da değil, yeni yetme zirzoplarınki gibi. Saymayı bıraktım, sen de on beş yıl ben diyeyim yirmi”