Hayatın Kaynağı

Gölge Konuşuyor:

Sevmemiş olmam romanın büyüklüğüne gölge düşürmüyor. Bin sayfalık bu büyük roman bildiğim kadarı ile birçok insanın ilgisini çekmiş durumda. Çözümlemeler, betimlemeler beni de etkiledi. Romanın içini düşününce çok fazla kusur da bulamıyorsunuz. Bütünlüğü bozan bir şey yok, karakterler de kendi içinde tutarlı. Ayrıca da klasik romanlar gibi akıcı…

Tüm bu artılara rağmen romanda hoşuma gitmeyen şeyler var. Bu şeylerin çoğu kuvvetle muhtemel benimle ilgilidir. Romanın içinde çok fazla kusur bulamıyorsunuz, kusuru içeride olanları dışarıdaki dünyayla mukayese ettiğinizde buluyorsunuz. Yani aslında romanın felsefesi bana ters.

Koşullar ne olursa olsun bireysel kurtuluşu, ya da daha doğrusu bireysel başarıyı bu derece kutsayan roman yok. Bana tüm roman bu felsefeyi meşru kılmak için yazılmış gibi geldi. Bir kere kimlik ve aidiyet duygusu olmadan yaşayabilen insan var mıdır, emin değilim. Romanda yaratabilirsiniz tabii ki. Ne var ki, bu karakterinizin gerçekliğinin üzerinde şüphe bulutlarının dolaşmasına neden olur. Bu nedenle de Ayn Rand’ın toz kondurtmadığı Howard Roark bana son derece gerçek dışı göründü. Hiçbir kurum, örgüt ve konseyin yardımını kabul etmeyen bir karakter. Rand çatışmacı bir karakter yaratmamış aslında. Roark yerleşik değerlere, alışkanlıklara karşı tamamen kayıtsız.

Böyle bir karakter, böyle bir yükselme belirgin kuralların olmadığı bir ortamda amacına ulaşabilir mi? Zor diyorum, çünkü tüm karakterle Roark gibi olamayacağına göre bazı ahlaki ölçütler koymadınız mı, hedefe ulaşmak isteyen bireylerin birbirinin üzerine basmadan yükselmesi mümkün müdür? Gerçi Gail Wynand bu bakımdan Roark’ın antitezidir. Roark’tan farklı olarak bu medya patronu acımasızdır…

Roark aslında romanın beş önemli karakterinden bir tanesi. Görünürlüğü sanki diğer dördüne göre daha az. Bin dokuz yüz onların başı ile bin dokuz yüz otuzların sonu arasında geçen hikayede mimarideki gelişmeler bu karakterler özelinde işlenir. Howard Roark roman henüz başlarken mimari de önemli bir ismi olan Stanton’dan atılır. Yine de serbest mimar olarak çalışmak ister ama yetersizliğinden midir, geleneklere uymadığından mıdır bilinmez alanda pek tutulmaz. Hatta belki de romanın en önemli bölümleri olan Stoddart Tapınağı davasında ona birazcık inanan insanlar bile onun aleyhinde şeyler söylerler ifadelerinde. Ama tüm bunlar romanda Roark’ın zamanının henüz gelmediğini göstermektedir.

Romanın sevimsiz yönlerinden biri de ( belki eleştirelliğidir) karakterlerin duygu dünyasının boşluğudur. Dominique Francon bu boşluğu öncesinde bir işçi parçasıyla doldurmak isterken, işçi bir anda ortadan kaybolur. Dominique sonrasında romanın sınıfından olan diğer erkek karakterlerini pas geçmeyeceğini tahmin etmek de zor değil. Karakterler birbirile çatışma halinde değil ama birbirlerini onaylamıyorlar ve birbirlerine güvenmekte aceleci davranmıyorlar. Herkes birbirini romantik olmakla suçlarken bence asıl romantik Ayn Rand’ın kendisidir.

Romanın sonuna doğru Rand eleştirelliğini yüksek sesle dillendirir. Bunu da kayıtsızlığın bayrağını taşıyan Roark ile yapması düşünülemez. İlginç olan eleştiriyi yaşlı mimarlık Ellsworth Toohey ile yapmasıydı. Roark’ı gömezden gelmiş Toohey’in proleterya diktatörlüğünü ve kapitalist devleti yerden yere vurması benim açımdan beklenmedikti. Tabii Ayn Rand eleştirellikte düzeyi düşürmüyor, düzeyi düşüren biri varsa o da romana önsöz yazmış olan Sinan Çetin’den başkası değildir.