İçerdekiler

Gölge Konuşuyor:

İçerdekilere içeriden bir bakış. İçerdekini ve içeriyi en iyi içeriden biri anlatabiliyormuş. Hiç içeri girmedim bundan dolayı içeriyi dışarıdan hayal etmem boşuna imiş. Gerçekten içerinin nasıl bir yer olduğunu en iyi bu kitabı okuduktan sonra anladım. Dışarıdan birinin içeriyi anlaması, anlatması çok zormuş. Ben ancak kendi içerimi biliyormuşum. Felsefe yapmayı bırakıp şimdi biraz romanın içine girelim.

İçerdekiler Victor Serge’ın 1912-1917 arasındaki hapishane yaşamını anlatıyor. Dolayısıyle otobiyografik bir roman. Kitabın türünün neden anı değil de roman olduğunu kitabı okuduktan sonra anlıyoruz. Serge kitaba roman demekle yerden göğe kadar haklıymış. Çünkü kitap anı değil roman formatında yazılmış. Zaten taze yaşarken yazmamış, yaklaşık yirmi yıl sonra kaleme alınmış.içerdekiler 001

Sadece o gün orada yaşananlar değil kahramanın hayal, tahmin ve tasarıları da romanda yer almış. Gördüğü ışık ve duyduğu sesler hem onu geçmişe götürmenin yanı sıra, ona dışarıda olup biten hakkında tahmin yürütme imkanı veriyor. O geleceğe bakıyor. Çünkü bir devrimci o. Zaten düşüncelerinden dolayı hüküm giymiş. Tasarıları, hayalleri olan birisi; edilgin bir tavra asla sahip değil, geleceğin ve tarihin öznesi olma isteği onda hakim.

Bu istek evet romanın geneline sirayet etmiş ama roman daha ziyade bize içerinin ne menem bir yer olduğunu gösteriyor. Kötü koşullar evet. Açlık, kirlilik, sağlıklı olmayan yaşam koşulları, işkence, hastalık. Tüm bunlar var, ama en zoru tecritmiş. Tecrit hepsine bedel gerçekten. Yalnız kalmak delirmek için birebirmiş gerçekten. Hele hücre cezası almışsanız vay halinize. Hücreden hücreye de değişiyor bu. Aydınlık hücreler var, karanlık olanları ve sonra yarı karanlık olanları. Hangisinde kalacağınız cezanıza bağlı. Normalde de hücrelerde kalınıyor ama tecrit yok. Komşularınızla ve gardiyanlarla konuşma şansınız var. Gerçekten tecrit en kötü işkenceden de kötüymüş. Bunu okura hissetirmekte oldukça başarılı Serge…

Hapishane ile ilgili roman ve filmler daha ziyade macera havasında olduğu için bu romandaki kadar mahkum ve gardiyan psikolojisi işlenmiyor. Genelde tekinsiz insanlarla dolu bir yer olarak gösterilir. Dolayısıyle acıma duygunuz devreye sokacak unsurlar pek azdır. Oysa içerdekilerin, kaderin sillesini yemiş bu insanların ne kadar düşkün, ne kadar sinik ve canlarından bezmiş olduğunu gerçekçi bir şekilde yansıtmış Serge. Ve aslında hapishane ile ilgili film ve romanların ne kadar gerçek dışı olduğunu gösteriyor. Stephen King’in romanlarından uyarlanan Yeşil Yol ve Esaretin Bedeli pek popüler filmlerde tecrit hayatı pek işlenmez. Yeşil Yol’da gardiyanlar vardır ama gardiyanların özlük hakları pek işlenmez…

Giriş ve önsöz benim hayatı hakkında biraz bir şeyler bildiğim Victor Serge’ın yaşadıkları hakkında ayrıntılı bir fikir vermiş. Bu bölümleri okumasaydım romanı bu kadar beğenirmiydim bilmiyorum. Çünkü içerideki insan bir adi suçlu değil bir düşünce suçlusu. 1912’nin Fransa’sında düşünce suçu varmış demekki. Serge gibi kararlı ve cesur adamlar çıkınca efendiler korkularından dolayı bu adamları içeri atarlar aynen 2016’nın Türkiye’sinde olduğu gibi.

Nasıl bir özlem var dışarıya. Kaldığı beş yıl boyunca dışarıda yaşananlardan bihaber. Kulağına çalınanlar var ama, dışarıda olup bitenler hakkında çok az bilgiye sahip. Zira Serge’ın hapishanede geçirdiği zamanlar Avrupa’nın da karanlık bir dönemidir; koca bir dünya (paylaşım) savaşı. Yine de Rusya’da heyecan verici şeyler olmakta. Victor Serge bir Rus çünkü. Ama Belçika’da doğmuş, hayatının ilk yirmi-yirmi beş yılı Fransa ve Belçika’da geçmiş. İçerden çıkar çıkmaz da soluğu Rusya’da alıyor…