Reşo Ağa

Gölge Konuşuyor:

Okuduğum Cem Yayınevi’nin 83 yılı 12. baskısının arka kapağında, yayınevi, Bekir Yıldız kitaplarının bir milyon tiraj yapması nedeniyle gururlanıyor… Bekir Yıldız gibi Türkiye’nin en iyi edebiyatçılarından birinin bir milyon satması gerçekten gurur verici. Gelgelelim bugün nasıl oldu da Bekir Yıldız gibi iyi  bir yazar unutulmaya yüz tuttu. Kitapyurdu.com adlı internet satış sitesinde Reşo Ağa’nın 2006 İskele baskısı 18 adet, 2010 Everest baskısı ise 21 adet satılmış sadece. Kısacası kitap ikinci baskıyı yapmamış. Olsa olsa Bekir Yıldız’ın tüm kitapları on beş bin falan satmıştır son on yılda. On beş bin nire, milyon nire. Tabi bir de o milyon kitabın bir kısmı sahafa düştüğü için benim gibi bu işin kurtları bir iki liraya temin edebiliyor bu kitapları. Konu ile söylenecek çok şey var. Özetle bunun bir nitelik kaybı olduğunu söyleyerek kitaba başlayalım..reşo 001

Reşo Ağa. Reşo Ağanın Kızı demek daha doğru. Oldukça natüralist bir öyküydü. Namusunu temizleme hikayesi. Törenin yönettiği insanlar. Zorla kaçırılan Reşo Ağa’nın kızınınkisi namussuzluk oluyorda, üç karısı olan ve her gece ayrı biriyle yatan Reşo Ağa’nınkisi namusluluk sayılıyor. Maalesef töreden başka kazanan yokmuş Urfa ilinde.

Kesik El. Natüralizm devam ediyor. Bekir Yıldız, Zola’nın Harran şubesi gibi. Namus temizleme işleri tüm hızıyla devam ediyor. Bu derece akıl tutulması. İnanmak zor gerçekten… Namusa kurban edilen o kadar çok aşk varmış ki.

Pala Hamo. Bu sefer de kan davası. Anlaşılan Bekir Yıldız bir töre derlemesi yapacak… Bakalım kardeş Pala Hamo ile oğul Şiğ Müslüm’ün intikamı nasıl olacak. Ne var ki intikam sıcak yenen bir yemektir. Elini tez tutmazsan…

Düdüklü Tencere. Göç başladı. Ver elini Almanya. Göç: Bekir Yıldız’ın olmazsa olmazlarından. Natüralizm burada da var. Efenim bizim Pehlivan Rüstem Almanya’ya gitmiş çok fazla vatan hasreti çekmiş, aile efradı burnunda tütmüş diyemeyeceğiz. Çünkü bizim pehlivan kendini debdebeye kaptırmış. Özleminde değil, hava atmak için bizim Pehlivan dönmezmi köyüne, altına mersedesi ile. Ne var ki, sonradan görmeliğin bazı facialara zemin hazırladığı Zola’nın bile gözünden kaçmamıştır…

Sucukçu. Usta bu sefer şaşırttı gerçekten. Diğer öykülerle pek alaka kuracağımız bir öykü Sucukçu. İlk defa köyden çıkıyoruz. Toplumsal duyarlılık geliştiren öykülerden beklenmedik bir şekilde bir sucukçunun cinsel hayatına geçtik. Şikayetçi değilim yine de. Fetişizm ile ilgilenenlere önerilir. Kadın bacağı ile sucuk, kadın bacağı ile salam arasında kurulan ilişki en fazla onların ilgisini çeker çünkü.

Aç-Kapa. Ustanın sık sık deneyler yaptığını biliyordum. Bu anlamda Motorize Köleler adlı öykü benim için unutulmazlar arasına girmiştir. İkinci tekil ve ikinci çoğul kişilere seslenme şeklinde anlatılmış. Kimi yerin üstünde kimi de altında olan işçiler aşağılayıcı bir üslüpla radyolarının neden açık ve neden kapalı olduğu soruluyor. Fırça atılıyor, ne kadar önemsiz oldukları öğretiliyor. Tuhaf, ilginç….

Yorulmayan Adam. Bekir Yıldız’in en sık işlediği konulardan biri aile hayatıdır. Hatta konu ile ilgili Evlilik Şirketi, Halkalı Köle ve Aile Savaşları adlı bir roman üçlemesi de vardır. Ama buradaki o üç kitaptaki gibi aile üzerinden sistem eleştirisi değil. Burada iki farklı çalışan mantık var: karı-koca. Doğal olarak düzenli bir cinsel yaşamları da yok. Adamın orospu ile macerası hepimizi utandıracak cinstendi.

Üç Bit. Üç beatnik yani. Adamın biri aşk meşk derken söz konusu beatniklerle tanıştıktan sonra dünyaya bakışı değişiyor. Beatnikler iyi bir uygarlık eleştirisi yapıyorlar gerçekten, etkilenmemek elde değil. Yine de eşitsizlik ve sömürü var diye kızları öpmemek bana ahlaka mugayir geldi….

Ayağa Dayak. İnsan. Günümüzde ona reva görülen adıyla: homo economicus. Bu isim bireyin sisteme karşı kendini güven(lik)siz hissetmesinin bir sonucu ortaya atılmıştır. Gelecek kaygısı bazen daha büyük yanlışlar yaptırır. Çalışıp da elden ayaktan düşme insanoğlunun kapitalist dünyadaki en büyük yanlışlarındandır. Hele bir bir sosyal güvenlik şemsiyesi altına girmemişse vay haline. Böyle biri öykümüzde var. Menenjit sonuncu felç olmuş kahramanımız. Hali içler acısı. Hastanedeyken bacağına yaptığı konuşma insana lanet olsun dedirttiyor…

Öl Ana. Ana sevgisi en katıksız sevgidir. Ana yüreğiyle ilgili ne sözler, ne methiyeler düzülmüştür… Bekir Yıldız işe farklı bir taraftan bakmış bu sevgiye. Karşılaştırmalı ana sevgisi onun yaptığı. Ana sevgisi ile eş sevgisi karşılaştırıyor. Eşiyle sorunlar yaşamış bir yazarın öznel bir bakış açısı diyebiliriz. Niye böyle diyorum, çünkü bu karşılaştırma ananın sana duyduğu sevgi ile eşin sana duyduğu sevginin karşılaştırması. Bilgilendirmeden ziyade öykülendirme üzerinde duruldu mu öykünün değeri teslim edilmiş olur.

Reklamlar