Bize Umut Gerek

Gölge Konuşuyor:

Böylece Başar Başarır’ın yayınlanmış tüm öykülerini okumuş oldum. Bu kitapta yazarın 2012-2003 arası üç öykü kitabı yayınlanmış. Bu şekilde okumak biraz sıkıntılı ama insan başladık mı bitirelim diyor. 333 sayfalık bir öykü kitabı. Çeşitli uzunlukta öyküler. İki sayfalık olanı da var, on beş sayfalık olanı da. Başlangıçta her öykü için notlar alıyordum, bunu yapmaktan vazgeçtim sonradan. Yine de bütünlüklü bir şey çıkarmaya çalışacağım….

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bazı yazarlar bazı okurlar için yazıyor. Kişiye özel yani. Başar Başarır ile tanış değiliz ama bana özel yazıyor. Herkes okumasın diyorum bu nedenle. Yine de okumak isteyenlere uyarılarım var. Madem ki elinizi taşın altınna koydunuz sonuçlarına katlanacaksınız. Başarır’ın öyküleri hamdır, taslak gibidir, parçalıdır. Onlardan bütünlük oluşturan, onları olgunlaştıran benim. Birlikte buluyoruz “biz” öykülerin güzelliğini bu sayede.

Başarır’ın bu kitap da dahil tüm kitapları kendi içinde tematik bir bütünlük içerse de. Her biri ayrı bir dilin ayrı bir tarzın ürünü gibi. Bu bakımdan aynı kalemden çıkan öykü kitapları arasında bir birlik bulmak zor. Aynı kalemden çıktığına inanmak da zor. Bence bu da bir yazarlık başarısıdır..

Dört kitaptan birincisi Düzenboz Türk öykücülüğünün orjinal senaryo ödülünü hakkediyor bence. Tüm zamirler iş başında. He biri bir öyküde saf tutmuş. Bizimle konuşan yok birbirleriyle konuşuyorlar. Kimi zaman bitirim ağzıyla, kimi zaman eski İstanbul beyefendisi tarzı. Bende ve sende kabalık, bizde ve sizde kibarlık var. Paso racon kesmeleri görünse de insanın “hooop” diyesi geliyor. Düzenboz’da ikiyüzlülük, sahtekarlık gibi negatif duygular delikanlı tabir edilen kişiler tarafından alaşağı ediliyor…

İkinci kitap Çıktığınız Hevesle İniniz bildik öykü formatıyla yazılmış. Olay örgüsü ve belli durumlara sadık kalma bu öykülerde var. Yazarın dil becerisini burada da takdir ediyorsunuz çünkü pek ortalıkta görünmeyen üçüncü kişinin ağzından şairane betimlemeler burada var. Yer, gök, ağaçlar, kuşlar, yıldızlı geceler, şehir başka türlü görünüyor insana. Bunun yanında çehovvari bağlamalar, sonlandırmalar da karşımıza çıkıyor. Deneysellik her bir öyküde var tabi ki. Buradaki Tüketici Paneli adlı öykü aynı sosyolojik bir inceleme gibi, tamamen futbol klişelerinden oluşturulmuş Meşin Yuvarlak Kırmızı da ayrı bir güzellik. Eleştiri de kimi öykülerde var. Tüketici Paneli böyle bir öykü. Hakeza Havlamak İstiyorum’da girişimci, projeci tabir edilen zihniyetle alttan alta dalga geçiliyor…

Üçüncü kitap Getirin O Günleri Yakalım Bu Öyküleri yazarın Sait Faik Hikaye Armağanı’na layık görülen eseri. Buradaki tarzı da bana sonradan aynı ödüle layık görülen Sine Ergün’deki tarzı anımsattı. Kısa kısa, bir iki ya da üç sayfalık öykülerdeki gedikleri doldurmak keyifliydi. Bu tarzı da çok seviyorum. Başı ve sonu olmayan bu öyküleri yaşamak keyifliydi. Okura bir gövdeden başka bir şey verilmemesine rağmen keyiflydi. Çünkü uzuvları yerleştirmek, bu sayede öykünün bir parçası olmak güzel…

Öyküleşmemiş metinlerden oluşan dördüncü kitap yine diğer üç kitap gibi muhabbet tadındaydı. Aslında yazarın edebiyat işi dil işidir zihniyetini burada daha da fazla görüyorsunuz. Dil deformasyonun yanında veciz sözlere de burada rastlayabilirsiniz. “Kendime yeten ve artan alacakaranlığım şimdi Norveç fiyortlarına dalga dalga yayılıyor.”, “hiçevarım” ya da “Sabit fikir, sabit kafada bulunur.” gibi.

Başar Başarır’ın yazdıklarını seviyorum. Belki de kuşağım olduğu için seviyorum. Yazarın okumadığım bir romanı kaldı sadece. Öykücünün romanına önyargım vardır. Ama bu seferlik bu yargıdan vazgeçeceğim galiba…