Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi

Gölge Konuşuyor:

Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi önemli bir marksist klasik olmanın yanında sosyal demokrasinin krizi, devlet sorunu, parlementer demokrasi konularında bir başvuru kaynağı olabilecek kıvamda bir metin. Bir iktisat tarihi ve siyasi tarih öğrencisinin elinde olması gereken kitaplardan. Son zamanlardaki okumalarımda yapılan göndermele nedeniyle okuma isteği duyduğum bir eserdi söz konusu eser. Burjuva demokrasisinin işçi sınıfına yarar ve zararı konusunda da birtakım çıkarımlar yapılabilecek bir çalışma. Burjuva devlet ile komünist toplum arasındaki geçiş aşaması nedeniyle konu ile ilgili on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında yapılan bu tartışmalar bu durumda pek kıymetli sayılmalı.

Söz konusu olan sosyal demokrasi ise işçi sınıfı için iki ucu keskin bıçak meselesidir durum. Lasalle, Kautsky, Bernstein ve Schweitzer gibi Alman sosyal demokrasinin ileride oportunistlikle suçlanması muhtemel sembollerinin karşısında Karl Marx ve Friedrich Engels gibi iki sıkı sosyalist vardır. Lasalle hikaye başlatan bir numaralı figür olduğu için Marx’ın eleştiri oklarından en çok nasiplenen doğal olarak. Sözüm ona bir birleşme, bir evlilik vardır işçi sınıfı ile sosyal demokrasi arasında ama iyice incelendiğinde lasalcıların programı ve son haliyle Eisenach Programı (1869) işçi sınıfını Bismarckçı burjuva devletinin kucağına atıyor. Buradaki gerçek niyeti sonradan Gotha Programının Eleştirisi olarak anılacak Kenar Notları’nda Marx açıklar.

Aslında Gotha programını Kenar Notları olmadan okuduğunuzda gayet makul bir program olarak düşünebilirsiniz. Mesela ilk cümle: “Emek bütün zenginliğin ve bütün kültürün kaynağıdır, ve yararlı emek, ancak toplum içinde ve toplum yoluyla olanaklı olduğu için, toplumun bütün üyeleri, emeğin tüm üretisi üzerinde eşit hakka sahiptir” okuduğumuzda söylenenler kulağa hoş gelmektedir. Buradaki çakallığı işte bize Marx gösteriyor. Paragrafın muğlaklığını Marx açık bir şekilde gösterir bizlere. Emeğin bu derece kutsanmasına karşıdır Marx.  Henüz topal haldedir onun tezi, biraz daha ayrıntılandırması gerekir. Yararlı emek-yararsız emek gibi bir ayrımı görünce Marx kendine has ironik bir üslubuyla bari, Rousseau’yu tamamen kopya etseydiniz diyor. Yani maymunluktan çıkan taşla bir hayvanı avlaması yararlı mıdır? Aynı zamanda emek üretmeyen insan değersizdir ve toplum olamaz gibi sonuçlar da çıkıyor bu paragraftan, ama Marx burada eşitlik ve eşit bölüşüm yerine hak ve adalet kavramlarına vurgu yapar.

Aslında bu bölümlerde Marx kendisi hakkındaki günümüzde yaygın olan yanlış inançlara da cevap veriyor. Bir kere Marx her şeyden önce bir felsefecidir, bir kuramcıdır, bir bilim adamıdır. Bir öğretinin, bir siyasetin, bir ideolojinin temsilcisi daha sonra. Bir diğer yanlış inanç ise Marx’ın ya da marksizmin emeği, çalışmayı kutsadığı safsatasıdır. Emeğin özgürleşmesi için çabalar ama bunu adalet duygusuyla yapmaktadır.

Aslında sosyal demokrasinin biraz daha insaflı olan, biraz daha insanı olan bir kapitalizm önermenin ötesine geçmekten öteye geçmediğini göstermekte de pek maharetli Marx. Örneğin lasalcıların önerilerinin temelini teşkil eden “ücretlerin tunç yasası” gibi bir yasa konusunda burjuvalarla uzlaşmasını mercek altına alır. Tunç yasası kısaca herkese karın tokluğuna yaşayabileceği kadar ücret ödemeye dayanıyor. Tabi bu fazlaya göz dikenler için iştah kabartıcı bir durum.

Tüm programlarda ve eleştirilerinde ortak olan bir şey varsa o da sosyal haklar olmadan yeni bir sistemin var olmayacağıdır. Laiklik, parasız eğitim ve parasız tıbbi bakım gibi konularda hak mücadelesi her zaman ve her durumda var olmalı. Bunun yanında tüm bu süreci idare edecek bir yapıya, yani devlete de ihtiyaç var dönüşüm sürecinde. Vergi vermek, askerlik yapmak gibi konuların da müzakere yolu ile aydınlatılması gerektiği savunuluyor.

Kitabın içeriğinde Marx’ın eleştirilerinin yanında, bu eleştirileri dikkate alınması gerektiği yönünde Engels’in Bebel, Liebknecht ve Kautsky gibi dönemin önemli sosyalist portreleri ile ilgili yazışmalar var. Ve aynı zamanda da programın son şekli olan Erfurt’un nihayet 1891 tarihi itibarı ile kabulünü anlatan süreci görüyoruz bu sayfalar boyunca. Araya bir de Lenin’in programla ilgili bir anekdotu sokulmuş.