Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi

Gölge Konuşuyor;

Çok zekiceydi gerçekten. Yine de herkes denememeli böyle bir şeyi. Çünkü yazar arkadaşlar böyle bir şeyin altından kalkmayabailir. Şenlikli bir hikaye sıradışı bir kurguya yedirilmiş. Hikaye bildik aslında: Hepimizin hikayesi. Orjinal hale getiren anlatış tekniği. Yani hikayeniz ya da hikayemiz hiç tanımadığımız birilerinin hikayesi ile birleşebilir zamanda ve mekanda. Yani bu satırları okuyan meçhul ile yine bu satırları yazan meçhulun hikayesi tek hikaye olabilir, çünkü bu roman bize bunu gösterebilir. Halka halka birleşiyor hikayeler. Birinci ile üçüncü halkanın teması belki yoktur ama bu tek bir zincir, tek bir hikaye, bir roman.  Zaten kapak birşeyler çağrıştırıyor. O bildik sus işareti yapan hemşirenin hikayesi Friedrich Nietzsche’nin hikayesi ile birleşebilir. Neden olmasın? Yine paşalar, konaklar boy gösterebilir bu cümbüşlü romanda. 1898’den bir hikaye ile internet çağından bir hikaye haliyle birleşebilir.

Bir yorumda bahsedilmiş, romanda çok ayrıntı var, diye. Ben söyleyeyim romanda çok ayrıntı var değil, romanın tamamı ayrıntı. Esas oğlan, esas kız yok çünkü romanda. Romana başlarken karşılaştığımız Ülkü Birinci bir daha iki yüz yirminci sayfada karşımıza çıkıyor. Tekrar karşılaşmalar gerçekten zekiceydi. Örneğin Düzceli polis Şenol’e tekrar geldiğimiz yer beni hayrete düşürdü.  Böyleme atlama şeklinde değil eklem yerleri, laf lafı açıyor şeklinde. Yani birinden bahsederken ancak onun üçüncü kuşaktan dedesine geçebiliyoruz ancak. Tabi memleket Türkiye. Ama yurt dışına da çıkıyoruz. Çünkü artık insanların okyanus ötesi başka insanlarla iletişimi var.

Fotoğrafta mümkün olduğunca ayrıntı doldurulmuş. Kadraja girmeyen meslek grubu, memleketli kalmıyor en nihayetinde. Akademisyen Ülkü Birinci ile hurdacılıktan depoculuğa terfi eden Gazanfer aynı karede. Bunun yanında sadece büyük şehirle yok. Kayseri Tomarza, Tokat Erbaa, Erzurum Oltu gibi memleketin güzide ilçeleri de görünüyor fotoğrafta.

Konu ne diye soran olursa, tek kelimeyle “delilik” derim. Gerçekten roman hepimizin bir yerlerden aksadığımızı, birçoğumuzun da arızalı olduğunu gösteriyor. Kız İsmet ile Gülnazmiye’nin çıldırmasının da ancak sembolik bir önemi var. Zaten burası bir deliler evi. Soyadını Çamur değil de Chamur şekline yazan kibirli akademisyenler, vajinismuslar, takıntılı psikiyatralar… Anlatmakla bitmez.

Tabi anlatıcı böyle nötr bir anlatıcı değil. Yüzünde müstehzi bir ifade olan birisi. Deliler evinin tek akıllısı mı acaba? Var aslında akıllı insanlar. Bir kadın vardı Zeynep miydi neydi, kayın pederi ile projesi sayesinde evini, ailesini idame ettiren. Tek tük ama bunlar…