Ev Çok Yakın

Gölge Konuşuyor:

Başlangıcı sıkıyönetimin ilan edildiği, dolayısıyla sokağa çıkma yasağının olduğu Wroclaw şehrinin 1981’in Aralık’ını alıyor roman. Burası aslında hikayeyi tam ortalayan bir zaman ve bu bölüm Ateş, Çelik ve Su adlı üç bölümlük romanın girizgahı. Ortasından bir kesitle başlaması romanı farklı kılıyor, merak duygusunu daha çok kamçılıyor. Nasıl geldik buraya ve sonrasında ne olacak?

Anna İzabela Skowronska ya da yaygın kulanımıyla Ania, ya da sevenlerinin ifadesiyle Aniusienka’nın hikayesi Ateş adlı ilk bölümde başa sarılıyor. Henüz köyündeyken, baba ocağındayken başlatılıyor hikaye. Taş ustası, mezarcı bir babanın kızı Ania. Heykel eğitimi almasını da kendisinden çok kendisini seven babası istiyor. Çocukluğundan beri yontma işinde pişmiş Ania için bundan daha iyi bir fikir yoktur. Artık bir yetişkin olan Anna Wroclaw Üniversitesine kabul edilir. Babası ve Anna’nın sohbetlerinin odağında da mezar taşlarının sahipleri yani ölüler vardır.

Sanat eğitimi olduğu için çevresinde sanatçıların ve sanatla ilgili insanların olması normal. Bu sanatçılar arasından da Dominik adlı tez canlı biriyle sevgilidir romanın hemen başında, bundan sonrasında da Dominik Ania’nın rol arkadaşı olarak sahnededir. Bedeniyle olmasa bile ruhuyla, bıraktığı izle, ya da yazdığı makalelerle. Ya da Ania’nın bir eskizinde balığa benzeterek gösterdiği gibi Dominik’in bir sazan olarak portresi olarak vardır. Baba gibi sevgili de Ania’nın şansıdır. Başkaları da var oluyor ama Ania’yı insan yapan bu ikisi sanki. Babaya da Dominik’e biçtiğimiz rolü biçebiliriz. Ateş adlı bölüm işte babadan Dominik’e kadar olan mesafe işleniyor.

Çelik adlı romanın odağı gibi görünen merkezinde ise sanat ve politika ile hasır neşiriz. Romanın fonu olan siyasi atmosfer de burada hissedilir. Totaliter bir rejim vardır ve karşı görüşlere karşı müsamahakar değildir. Zaman, benim çocukluğuma denk düşen Lech Walesa’lı yıllardır.  Yüzde doksanlarla iktidara gelip yüzde üçle iktidarı terk eden Walesa. Gerçi roman 80-83 arası üç yıllık bir zamanı işlediği için Polonya’nın siyasi tarihi bizi çok da ilgilendirmeyecektir. Bizi ilgilendiren romanda işlenen ve coğrafyalar değişse bile değişmeyen totalitarizmin dilidir. Yani desteklemiyorsanız karşısındasınızdır ve suçlusunuz. Size bu durumda fazla seçenek bırakılmaz.  Suçlu ilan edilmezseniz işbirliği önerilebilir demek ki.

Avustralya ve İngiltere yıllarını kapsayan Su özgürlük yılları gibi görünse de kahramanın birinin dediği gibi totalitarizm ile demokrasi arasında da ince bir çizgi vardır ve dolayısıyla bu yıllar da baş tacı edilmiyor. Siyasi atmosferin daha da arka plan da kaldığı Su adlı bölüm daha ziyade sanat-hayat diyalektiğini merkezine alacaktır….