Kurt Totemi

Gölge Konuşuyor:

Moğol çölü. Kurtların başrolde olduğu vahşi ve görkemli doğa. İnsanları da doğal, romanın geçtiği bu Olon Bulag bölgesinde. Doğal olduğu için bilgeler. İnsan burada doğanın bir parçası. Doğayla uyumlu. Bilge Baba gibi, Gasmai ve Batu gibi. Buranın insanı doğadan çok şey alıyor. Ama doğanın bekçisi gibi. Vermesini de biliyorlar. Okuma yazmaları yok. Olmasına gerek yok. Çünkü buranın insanı doğasına, toprağına, havasına, suyuna sahip çıkıyor.kurt totemi 001

Roman felsefesi olan bir aksiyon romanı ya da aksiyonu olan felsefik bir roman. Yukarıda da değindiğimiz gibi doğal insan-modern insan sorunsalı üzerinde duruyor. Bunu heyecanvari bir aksiyona yedirmiş. Bu açıdan bir köprü kitap. Gençlere gönül rahatlığıyla okutulabilir.

Bozulmadan önce vahşi ve doğal bir doğa Olon Bulag. Herkesin bir rolünün olduğu ekosistem. Kurt ve insana; at, ceylan, tilki, dağsıçanı, köpek vs. eşlik ediyor. Bilge Baba anlatıyor burayı ziyaret eden çinli öğrencilere, öğrencilerine, başta Chen Zhen olmak üzere. Otun bile ne kadar kıymetli olduğunu anlatıyor Bilge. Chen’in başka bir insan olmasını sağlayacak bu sayede.

Filmi de çekilmiş kitabın. Ne var ki ben kitabın sunduğu görselliği ve aksiyonu okurken yaşadım zaten. O çetin mücadeleyi her an hissettim. Chen’in şahit olduğu ve duyduğu o mücadeleyi. Aslında tüm her şey yaşam mücadelesi. Tüm bu saldırganlığın, aksiyonun nedeni yaşamda kalabilmek. Burada insanlar öldürüyor, ama koruyor da. Dengeyi biliyor doğal insan. Yaşam alanına kesinlikle sahip çıkıyor. Yaşam alanına sahip çıkmayan insan istediği kadar fakülte bitirsin, tırt.

Yaşadım ben de gerçekten bu doğayı. Hangisini anlatayım. Kurtların atlara saldırdığı o muhteşem sekans. Batu’nun bir kurt sürüsüyle inanılmaz mücadelesi. Neden kurtun başka bir yerden değil de yandan, çaprazdan saldırdığını öğreniyoruz: çifteyi yememek için. Roman boyunca yabancılaşmış bir birey olarak ben epey bir şey öğrendim. Kaybettiklerimi yeniden buluyordum. Bilinç dışına hapsedilmiş ilkel duygularım bilince geliyordu sanki… Tüm yaşam döngüsünü öğrendim bu sayede. Aynı zamanda canlılığı da. Kurtların inanılmaz zekasını da.

Çocukluğunda sapanla kuş öldürmüş biri olarak Chen’i anlamaya çalıştım. Böyle bir şeyi neden yapar bir insan. Bu, doğal döngünün neresine düşer. Chen benim kadar acımasız değildi ama onun da ileride benim gibi vicdan azabı olacak, öldürdüğü veya beslediği kurtlar nedeniyle.

Evet insan kurdu öldürüyordu. Ama soyunu tüketmiyordu. Daha fazla çoğalmasını istemiyordu. Aksi takdirde kurt-egemen bir bozkır olacaktı. Bu bakımdan soyunun tükenişine de engeldi. Bilge, Tengri’nin bozkırı koruma görevinin kendilerine verildiğini söylüyordu Chen’e. Kurtlar Tengri’den torpilli olmasına rağmen bu böyle. Kurt başına göğe çevirip uluyan tek canlı. Tengrisiyle iletişimi sağlıyormuş.

Hayvancılık burada yaşayan göçerlerin en büyük geçim kaynağı. Ne var ki, yerleşik çiftçiler onlar için her zaman tehdit unsuru olmuş. Otlaklar göçerler için altın kadar kıymetliymiş. Çiftçiler en yakınındaki uygar insanlarmış. Otlak için de, tüm diğer ekosistem için de bir tehdit olduğunu  hissediyor göçerler, uygarlığın…

Kitabın Sayfalarından:

Kuzeybatıdaki kurtlar kendilerini katliam çılgınlığına kaptırmış olan güneydoğudaki kurtlarla bir an önce birleşmek için koşuyorlardı. At ailelerinin bazıları bütün taylarını kayıp vermişlerdi. Güçlerini birleştiren kurtlar hasta ve yetişkin atların peşine düştüler. Kuzeybatıdan gelen insan bağırışları ve at kişnemeleri giderek yaklaşıyordu; fakat kurtlar öldürmeye odaklanmış, yeme faslını sonraya bırakmışlardı. Tek başına kurtları püskürtemeyeceğini anlayan Zhang geri dönüp sürüye yardım etmeye karar verdi. Bozkır iklimini çok iyi tanıyan kurtlar büyük hamlelerini yapmadan önce doğru anı bekler gibiydiler.

Çobanlar atları kumlu tepenin iki kilometre kadar yakınına sürmüşlerdi ki, sulu otlaktan yükselen yoğun bir sivrisinek bulutu sürüyü kuşattı. Yılın en vahşi sivrisinekleri hemen iğnelerini at etine batırdılar. Yıldırımın ve kurtların çifte saldırısına göğüs geren atlar denetimsiz bir çılgınlığa sürüklendiler.

En büyük bedeli sürünün koruyucuları olan aygır atlar ödediler. Güçlü hayvanlar, neredeyse tüysüz derileri ve gergin kaslarıyla zaten günlerce eziyet çekmiş, kandan yapış yapış olmuş kuyruklarıyla sivrisinekleri kovma yeteneklerini tamamen yitirmişlerdi. Sivrisineklerin büyük çoğunluğu aygır atların gözkapaklarına ve üreme organlarına odaklandılar, bu da hayvanları çıldırtıp mantıklarını ve sorumluluk duygularını yok etti. O anda sivrisineklerin baş düşmanı rüzgar birden kesildi ve atların rüzgar yaratabilmek için koşmaları gereken yönü işaret etti. Yarı kör ve çıldırmış olan aygır atlar dişilerini ve taylarını terk edip rüzgar gibi rüzgara doğru koştular. (sf. 373-374)