Paris Düşerken

Gölge Konuşuyor:

Bu aralar Paris’ e takmış durumdayım. Paris’i düşünüyorum gözlerim kapalı. Paris’i öğrenmek sana ne kazandırır sorusu sorulur burada. Çok şey öğreneceğimi düşünüyorum, aynı zamanda da keyifli olacak. Bu kitaptan önce Paris Komünü’nü anlatan bir çizgi romanla işe başladım. Bir de David Harvey’in Paris: Modernitenin Başkenti adlı kitabını masama koymuşum. Henüz kapağını açmadım bu kitabın, uzaktan izliyorum. Okumak istediğim kitapları zaten önce raftan çıkartıp bi süre böyle kapağını açmadan seyrederim. Haa bir de görmek lazım bu kenti ama bunun için bir sponsora ihtiyacım var.tara0006

Yedi yüz sayfalık bir roman Paris Düşerken. Romanın yalnız benimle ilgili şöyle bir şansızlığı oldu yalnız: benim inançlı bir solcu olduğum döneme değil, yorgun demakratı oynadığım döneme denk düştü. Bundan dolayı bu “sürükleyici” kitabı bir on- on beş yıl önce okusaydım daha heyecen verici olacaktı. Ama olsun, şimdi de herhalde başka türlü bakıyorumdur “olgun okur” kimliğimle.

Bir roman okuyordum. Kentin mimarisinden hiç bahsetmeyen bir roman. Ama ben yine de Richard Sennett’ın Ten ve Taş adlı bu sayfalarda da bahsini yaptığım kitabındaki Paris’i düşündüm tabi ki. Kentin mimarisini ve bu mimarideki simetriyi düşünerek okuyordum. Aslında romanın sınırlarını aşan bir okuma yapmak istiyordum bu şekilde.

Yine romanın okurken, romanın geçtiği otuzlu kırklı yıllar ile altmış-yetmiş yıl öncesi, Paris Komünü dönemini karşılaştırdım. Ve şuna kanaat getirdim. Hem kent kültürünün oluşmasında, hem de periferi kültürünün oluşmasında komünistlerin rolünün azımsanmayacak büyüklükte olduğu. Gerçekten kırktaki Alman işgali sırasında sadece komünistler dik durmayı başarmıştır, tıpkı 1871 Paris Komünü’nde olduğu gibi.

Büyük bunalım sonrası, yani otuzlar Paris’in toplumsal olaylara ve grevlere sahne olduğu bir dönemmiş. Romanda bu atmosfer hayli detaylı verilmiş. Komünistler ve sosyalistlerin rolü büyükmüş ama, asıl aktör sağcılara karşı bir koalisyon olan Halk Cephesi imiş. Romanın belki de en önemli karakteri olan Tessat, çok sol ve sosyalist hava teneffüs etmemesine rağmen, arkadaşı her devrin adamı işadamı Dessere’in etkisi ile Halk cephesinden milletvekili adayı olur ve seçilir. Dessere’in öngörüleri ve hesapları tutar mı bilinmez ama Paris’i daha karanlık bir geçmiş beklediğini biz biliyoruz zaten.

Otuzlar aynı zamanda Fransız solundaki bir çok hizbin doğduğu dönemmiş. Sosyalist lider Viard pek tutarlı davranmamaktadır. Özellikle İspanya’ya müdahale konusunda komünislerle ayrı düşmüştür. Viard İspanya’ya müdahalenin kendileri açısından kötü sonuçlar doğurabileceğini düşünüyordu. Viard’ın opportünist solcu tanımlamasına ideal bir örnek olduğu sonrasında öğreniyoruz zaten.

Romandaki olgunların aksine gençler daha tutarlı görünmektedir Lucien’i saymazsak. Grevleri koordine eden Pierre gerçek bir solcu. Ayrıcalıklı bir konumda olmasına rağmen işçilere önderlik eder Jakoben kimliğiyle. Bir sanat adamı olmasına rağmen ve eylemlerde yer almamasına rağmen Andre de tutarlıdır. İkinci bölümde işgal altındaki Paris’de Andre’nin hali içler acısıydı. Bu genç tayfa yalnız romanın ikinci bölümünde Michaud hariç sahneden çekilir. Tessat’ın oğlu Lucien ise karşı saflara geçerek ne kadar zayıf karakterli olduğunu herkese gösterir…

Roman kendi başına bana belki çok şey öğretmemiştir ama özellikle otuzlar ve kırkların Paris havasını teneffüs etmiş gibi hissediyorum kendimi. Tabi kurmaca bir metinde bilgilenme kaygısı taşımıyorum ama, kurmaca metin bazen böyle gerçekliğe açılan pencereler koyar insanın  önüne,,,