Taş Bina ve Diğerleri

Gölge Konuşuyor:

Diğerleri yok, hepsi taş bina. Diğer şeyler de denilebilirmiş diğerlerine. Bütün her şey taş binanın yörüngesinde, diğerleri denilen şeyler de taş binada ya da yörüngesindeki taşlar, düşler, öyküler de. Şimdi biraz diğerleri denen harika şeylere  bakalım taş binaya döneriz sonra.tas-bina

Sabah Ziyaretçisi. Ziyaretçisi kendisi aslında. Hikaye kuran ben. Uğrunda kendisinden vazgeçtiği ben.Bir hayalet gibi oraya buraya sızan birisi. Soğuk, sessiz bir ülkede bir taş binadaki sessizliği bozan kişi. Bir dış ben…

Tahta Kuşlar. Ayrı milletten bir grup kadının Ada’daki sanatoryumdan meçhule doğru yolculuğu. Tüm takatsizliklerine karşı yaşam dolu kadınlar. Yolculuklarını bir tür ritüelle bitiriyorlar. Üryan bir şekilde tahtadan heykeller gibi donup kalıyorlar. Tahtadan birer kuş gibi. Özgür tahta kuşlar. Özgürlüğe uçuyorlar

Mahpus. Manidar oldu Mahpus adında bir hikaye okumak. Aslında bu öyküde de bir özgürlük mücadelesi var. Tüm öykülerde olduğu gibi taş bina metaforu burada da geçiyor. Öykünün karnı burnundaki kahramanı kendi yarattığı zihinsel hapishaneden kurtulmaya çalışıyor. Nesneler dünyasında yolunu bulmaya çalışıyor. Bir çay söyleniyor ve servise kadar geçen sürede izlenimler, çağrışımlar, hayaller…

Yazarının içeride olmasından dolayı bu kitabı okumak daha anlamlı. Diğer kitaplarını değil bu kitabı. Gerçekten bu kitap neyi anlatıyor diye soran olursa tek kelimeyle “özgürlük” derim. Özgürlük arayışı. Kaos var kitabın bütününde. Yazı ile bunu aşma çabası. Çok fazla duvar var ama. İçsel ve dışsal. Taş Bina başlığı adlı metinlerde bu konular konuşulmuş.

Özgürlük isteği dedik ama özgürlük sadece bir arayış. Bir özgürlük kurgusu olanlara karşı da bir nefret var. Onların bazı suç, öykü, itiraf, yazgı ve günah gibi kavramları söz konusu edip sahtekarlıklarını ortaya dökmeleri. Her insanın hayatı bir yenilgidir bu yüzden. Bu sebepten özgürlük cehennemi deniliyor.

Taş bina diye bir yer var gerçekten. Beş katlı. Tüm olguların taşlaştığı bina. Sanki bir erk merkezi. Bir yörüngesi var taş binanın, bir de içi. Çok fark etmiyor içinde ya da dışında olmak bu bakımdan. Bazen içerideyken daha iyi görür insan içgörüyle. İkiyüzlülüğün, sahtekarlığın olduğu bir yerde kavramlar da, dil de anlamını yitiriyor çoğu zaman. Olgular da öyle. Dilsizleşiyorsunuz dolayısıyle. Sadece gölgelerin mücadele ettiği bu alanda sadece çığlık atabilirsiniz. Suçla masumiyetin çoktan aynı küle karıştığı bu yangın yerinde hangi çığlığın bir karşılığı, bir yanıtı, sonu olabilirdi?