Kartal Yuvası

Gölge Konuşuyor;

Bu kitabı 2008 yılında kütüphaneme dahil etmiş, sonra da orada unutmuşum. Hangi saiklerle kitabı edindiğimi de hatırlamıyorum. Hatırlayabilseydim zaten unutamayacaktım muhtemelen ve önceden bu dikkate değer romanı okumuş olacaktım. Neyse ki  Goodreads’teki şahane bir okuma grubu beni bu on yıllık uykumdan uyandırdı ve kitabı bir önce okunacaklar listeme dahil ettim. Ama öncesinde de aynı yazarın başyapıtı sayılan bir başka romanı Buz’u okudum. Buz ile Kartal Yuvası arasında da hangisinin hangisine bir üstünlüğü var sorusuna cevap bulamadım. Bazı farklılıklar olsa da romanların aynı kalemden çıktığı belli.

Evet Buz kaotikti ama kafkaesk miydi, orası tartışmalı. Ama işte Kartal Yuvası tam kafkaesk bir roman. Bu arada kafkaesk ne, sorusu sorulmalı. Kafkaesk sadece romanın iklimi, atmosferi değil. Aynı zamanda kafkaesk bir romanın dokunduğu, eleştirdiği şeyler de var. Kartal Yuvası bu bakımdan Kafka’nın Şato’sunu andırıyor. Şato’nun kahramanı için şatoya girmek ne kadar zor ise Kartal Yuvası’nın kahramanı için de Kartal Yuvası’na ulaşmak zor. Ama her iki romanda da koşullar zorlanıyor, geriye çekilip yeni stratejiler belirleniyor ve dolayısıyla da her iki romanda da umut ışığı her zaman var. Ama Buz romanı söylediğimiz gibi hiç ışığın olmaması üzerine kurulu…

Peki Kartal Yuvası ne anlatıyor? Özetle romanda sabahları metrobüste bir götlük yer bulmak için insan üstü bir çaba gösteren küçük adamın hikayesi. Bu küçük adamın sadece iç dünyasını işlemiyor roman, onun yapı ve sistemlerle olan ilişkisi anlatılıyor. Saçma olan bu zaten: kişinin  üstyapının sınırlarını çizdiği alanın dışına çıkmaması, böcekleşmesi kısacası. Metaforu bir tarafa bırakırsak yabancılaşması. Evet gerçekten insanlar bissürü mantıksız şeyi tartışıyor bir yere tabii olmak için. Kısacası saçma gökten zembille inmiş değil, cari bir şey, hergün yaşıyoruz ve hepimiz onun bir parçasıyız. İdeoloji de buradan doğmuştur. Diyelim ki sorgulayan bir bireysiniz her seferinde tüm toplumu sarmış olan o donukluğa tosluyor, o koca duvarı aşamıyorsunuz…

Anna Kavan’ın her iki romanında da başarılı bir şekilde yaptığı tasvirler de romanlarının beğeni toplamasında bence birincil bir katkısı var. Ama tasvir edilen doğa bile olsa her şey aynı karanlık atmosfere hizmet etmektedir. Mesela bu romanda ağaçlar bile çirkindir, düşünüldüğü gibi doğanın süsü değildirler hiçbir zaman. Orada, o seçilen siluet yani Kartal Yuvası ulaşılması gereken bir yerdir. Aksi takdirde kahramanımız işini yapmamış olur ve açlık ile terbiye edilmek zorunda kalacaktır. Hepimiz biliyoruz ki insan türü bir işi olmadan hayatta kalamıyor…