Ateş Merdivenleri

Gölge Konuşuyor:

Erkekle kadını birleşmeye çağırıyordu doğa. Lillian bu buyruğa cevap vermek istiyordu. Ne var ki karşı yakada sorun vardı. Aslında  o kadar seçici değildi Lillian, hoşlandığı erkek yeterki kayıtsız olmasın. Onun tarzı bana Simmel’in ‘çatışma teorisi’ni hatırlattı: olumsuz olan tek durum hiçbir şekilde bir ilişkiye girememe…Kibar ya da maço, çirkin ya da yakışıklı gibi ayrımlar üzerinde fazla durmuyordu. Kariyer sahibi olmak, entellektüel olmak, sınıfsal konum mesele değildi onun için. Deneyim envanterinde bütün farklı kişilikleri kar olarak işliyordu. ateş merdivenleriDiyelim ki hayatında maço bir erkek var, bu en azından Lillian’ın saflarını belirlemesine yarıyordu. Yine de kadın ruhundan anlayan erkekler olmasını tercih ederdi. Zor ama. Arkadaşları Djuna ve Sabina keşke erkek olsalardı. Ya da onların ruhları kopyalanıp erkeklere yapıştırılsa keşke. Ama galiba Jay, Lillian’a en uygun erkekti. Çünkü sanatçı ruhlu biri ancak onun duygu dünyasını doldurabilirdi, zenginleştirebilirdi.  Sabina’nın Jay’den hoşlanmaması pek anlaşılır bir şey değildi Lilian için. Ama bu konuda kafa yormamaya karar verdi. Çünkü bu işlerin yasası yoktur…

Kitabın Sayfalarından:

“Bu güçlü görüntünün altında, senin de korkuların var,” dedi Lillian.

“Her şeyi yanlış yapıyorum. Gerçekler hakkında soru sormaman, harika. Gerçekler önemsizdir. Önemli olan, özdür. Şu nefret ettiğim soruları hiç sormuyorsun: hangi şehir? Hangi erkek?  hangi yıl? Ne zaman?  Olgular. Ah, onlardan tiksiniyorum!”

Bedenler yakın, kollar birbirine dolanmış, birleşen eller Sabina’nın göğsünde dinleniyor. Lillian’ın elini tutmuş, ısıtmak istercesine göğsüne bastırmıştı.

Kent uzaklaşmıştı. Onlar, ikisinin de bir ad koyamadığı, kendilerine ait bir dünyaya yürüyorlardı.

Yumuşacık aydınlatılmış bir yere girdiler; onları kadife bir yakınlıkla saran, eflatun, geniş.

Sabina gümüş bileziğini çıkardı. Lillian’ın bileğine taktı.

“Sanki kolunu belime dolayıverdin. Bilezik hala ılık, elin gibi. Senin tutsağınım Sabina.” (sf. 112-113)

Arka Kapak :

Dünya edebiyatının aykırı yazarı Anais Nin, “İçsel Kentler” adlı, beş kitaptan oluşan dizi adını ilk kez yaygın bir şekilde duyurdu. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde yayınlanan bu romanlar, Nin tarafından peş peşe gelen deneyimler olarak tasarlanmıştı. İlk kez 1946’da yayınlanan Ateş Merdivenleri “İçsel Kentler”in kitabıdır..
Şiirsel ve tensel bir roman olan Ateş Merdivenleri, duygusal ve cinsel gelişim dönemlerindeki bir grup kadının yaşamını anlatıyor. Bu kadınlar, hem kendilerini hem de birbirlerini anlama mücadelesi,ne, yaşadıklarını kaydediyorlar. Zaman zaman yaşamları birbirine karışıyor, aynı çatıyı, hatta aynı erkeği paylaşıyorlar.
“İçsel Kentler”i oluşturan beş romanda yer alan karakterlerin tümü Ateş Merdivenleri’nde ortaya çıkıyor. Dizinin sonraki kitaplarında yaşam bu karakterleri bambaşka yerlere savuruyor.
Ateş Merdivenleri’yle “İçsel Kentler”deki yolculuğunuz başlıyor. Şaşırtıcı deneyimlere tanıklık etmeye hazır olun!
“Lillian batan koca gemiydi, evet, Djuna ise küçük cankurtaran sandalı. Büyük gemi şimdi küçük sandala bağlanmıştı ve deli gibi yalpalıyordu, cankurtaran sandalıysa hızla su almaktaydı.(Benden, yalnızca bir erkeğin verebileceği bir şeyi istiyor. Ama öncelikle, ben olmak istiyor ki, erkekle bağlantılı kurabilsin . Erkeklerle iletişim kurma yetisini kaybetmiş. Bunu benim aracılığımla yapıyor!)”