Ay Çocuk

Gölge Konuşuyor:

Üzerinizde elbiselerle okuyacağınız bir kitap değil. Soyunmak zorundasınız.

Mesela benim gibi marksist düşünceye sahip olduğunu, olaylara sınıfsal baktığını söyleyen birinin spiritüalizm ya da satanizm hakkında önyargılara, eksik ve yanlış düşüncelere sahip birisinin, bu kusurunu ortadan kaldırıp, bu romanla ilgili yorum yapması, yorumun da doğru kabul edilmesi zor ay çocukgörünüyor. Daha önce yapmadığım bir şeyi yaptım; bu sefer interneti gezip, daha önceki yorumlardan bir  şeyler araklamak istedim ama, ne gezer… Adam site kuruyor, blog oluşturuyor; sadece kitabın tanıtım bültenini koyuyor…

Tanıtım bülteninde romandaki Türk karakterlerin iyi olduğundan bahsedilmiş. Sahiden öyle, romanın iyileri arasında Türkler ve Müslümanlar ağırlıkta. Başka iyiler de var ama, o konulara hiç girmeyelim. Özetle hıristiyanlığını tüm kötüleri romanda iyi.

Romanın kahramanı felsefesini anlatırken bu felsefenin zor anlaşılabileceğini söylüyor. Analojiler kurarak açıklamak istiyor. Mesela dördüncü boyut (buradaki zaman değil) örneği; hareketlendirilen suyun içindeki geometrik şekiller ve hareket. Newton fiziğinden, Kant eleştirelliğinden, Hume ampirizminden de faydalanıyor. Şimdi şeytan felsefeyi sever diyeceksiniz , bu umurumda değil. Ben şunu anladım öğretilerin çoğunun aslında birbiriyle tezatlık oluşturmadığını, ortak paydalarının var olabileceğidir. Ve okudukça daha esnek düşünen biri oluyor insan bunu farkettim. Sormaya çekiniyorum ama: Şeytanı nasıl bilirdiniz?

Kitabın Sayfalarından:

Türk içeri girince, beceriksizce ayağa kalktı ve sonra sandalyesine geri düştü. Yarıdan biraz daha fazla sarhoştu.

Akbar, adamın karşısındaki sandalyeyi aldı. “Yapamadık,” dedi, işitme menzilinde kimse olmamasına rağmen, fısıltıyla. “Ah, Dr. Balloch, vah, Dr. Balloch! Anlamaya çalışın bu imkansızdı. Her türlü yolu denedik.”

Doktorun sesi yumuşak bir nezakete sahipti. Lisanslı bir fizikçi olmasına karşın, uzun zaman önce yasal uygulamaları bırakmıştı, homeopati kisvesi altında, usule daha uygun çalışan pratisyen hekimler tarafından itibar görmeyen kurslar veriyordu.

Bir kedi sahteliğinde söylenen, bir okşayış gibi verilen yanıtı korkunçtu “Seni aptal eşek!” dedi. “Bunları S.R.M.D.*’ye anlatmam gerek, biliyorsun! Ne diyecek, ne yapacak acaba?”

“Sana yapamayacağımızı söylüyorum. Orada yapmayı düşündüğüm her şeyi berbat eden yaşlı bir adam vardı.”

“Yaşlı bir adam mı?” Dr. Balloch hastalara muamaele ederken kullandığı iki yüzlü sesini, öfkesi içinde bırakmak üzereydi. “Lanet olsun, hepsine lanet olsun!” Türk’ün üzerine abandı, sakalını yakaladı ve yavaş yavaş çekti. Bir müslümana yapılacak daha nezaketsiz bir aşağılama şekli yoktu, ama Akbar kızmadan kabullendi bunu. Yine de saldırı öylesine vahşiydi ki, Akbar’dan keskin bir acı çığlığı koptu.

“Seni köpek! Seni Türk domuzu!” diye tısladı Balloch. “Neler olduğunu biliyor musun? S.R.M.D.  bir gözcü –kendinden bir parça- gönderdi, bunun ne anlama geldiğini biliyor musun, seni pislik parçası? Ve o geri dönmedi. Öldürülmüş olmalı, ama nasıl olduğunu bulamıyoruz ve şu an S.R.M.D. evde yarı ölü yatıyor. Seni domuz! Neden bir kere bile hikayeyi anlatmak için gelmedin? Neyin yolunda gitmediğini şimdi anlıyorum.”

“Adresini bilmediğimi bilmiyorum,” dedi Türk, ezik bir halde. “Lütfen… lütfen, bırak sakalımı!”

Balloch, bu tür söylentilerin en ufağının bile kendisine yönelmesi halinde sonraki on saniyede muhafızların onu paramparça edeceğini bile bile kendi Sultanının kanını almaktan bile çekinmeyecek,  normal koşullarda cesur bir adam olan kurbanını küçümseyerek serbest bıraktı. Ama Balloch dehşet ve işkenceyle yönetilen Kara Loca’da onun üstü durumundaydı. Zorba Balloch, korkulan S.R.M.D.’nin en ufak bakışıyla inleyen bir köpeğe dönüşüyordu.

“Yaşlı adamın nasıl olduğunu anlat bana,” dedi. “İsmini öğrendin mi?”

“Evet,” dedi Akbar, “Öğrendim. Simon İff.”

Balloch bardağını yere çarptı. “Cehennem! Cehennem! Cehennem!” dedi, bir lanet gibi değil de bir dua gibi. “Dinle, duy bu yaratığı! Cahil, kör domuz! Onu yakalamıştın! Elinin altındaydı, cehennem olası, seni aptal, seni aptal!” (sf. 134-135)

 

Reklamlar