Rastlantısal

Gölge Konuşuyor:

Edebiyat çevrelerinin en kısır tartışmalarından biri de,  “dil mi hikayenin aracı yoksa hikaye mi dilin?”  tartışmasıdır. Bu biraz tavuk mu yumurtadan, yoksa yumurta mı tavuktan çıkar paradoksuna benziyor. Bir eser meydana geldiğinde  “bu bir dil etkinliği mi yoksa bir hikaye midir?” tartışması  pek yapmayız ama. Banarastlantısal sorarsanız bir eser meydana geldikten sonra  onun biricikliğini teslim etmek gerekir: O bir edebiyat eseridir. Daha sonra da, onun hem bir dil etkinliği hem de bir metin ya da hikaye olduğunu söyleyebiliriz… Rastlantısal romanına baktığımızda bu iki yön arasında bir denge sağlanmış gibi. Eşgüdümlü olmaktan ziyade bu iki yön birbirinin yerine ikame edilmekte.  Smart ailesinin hikayesi, zaman zaman çizgisel bir kurgu içerisinde devam etmekte, zaman zaman da aile efradının bilinç akışı sayesinde yalpalanmakta, oyuncul bir özellik kazanmakta.

Hikaye ilk başlarda dört farklı koldan ilerliyor gibi; baba Michael, anne Eve, kız evlat Astrid ve erkek evlat Magnus’un hikayeleri. Bu dört hikaye de birbirinden bağımsız ilerliyor. Bu bölümlerde aile fertleri araşında bir ilişkiden pek bahsedilmiyor, iletişim olmadığı ya da zayıf olduğu da söylenebilir. Sonradan romana sanki ışınlanmış gibi katılan Amber ile birlikte roman başka bir boyut kazanıyor.  Amber bana Holivut’un sıkça işlediği ‘yeryüzüne inen işleri yoluna koyan melek’ karakterini hatırlattı: Joe Black, Melekler Şehri ile  adını hatırlamadığım bir  Denzel Washington filmini hatırlattı… Amber’in aileye katılmasıyla romanda geometri başlıyor:Elde kalem cetvel, kimin kiminle yolu nerede kesişiyor, kim kiminle teğet, kim kime eşit, Amber kim?  Aile fertlerine hangi mesafede? Yani hikaye dallanıyor, budaklanıyor. Bu bölümler kimi okur için kafa karıştırıcı, kimi için de oyuncul, eğlenceli olabilir…

Kitabın Sayfalarından:

Amber= ne?

Jordan Eğri Teoremi. Her basit eğrinin içi ve dışı vardır. Amber’in Michael’ın tepesinden sarkan çıplak memeleri iki mükemmel küre eğrisiydi. O bir torus. İçinde eğri boşluk var. Akşama doğruydu. Magnus odasından çıkmıştı. Amber üst kattaki sahanlıkta durmuş ıslık çalarak tavana bakıyordu, bir televizyon programındaki bir ev uzmanıymış gibi.

Burada bekle, demişti Amber. Bir yere gitme.

Bahçeden bir değnek getirerek tavan arasının kapağını açmıştı. Magnus’un tavan arasına çıkmasına yardım etmişti. Onun peşinden gitmek için tırabzana çıkmıştı. Magnus eğilip onu çekerek çıkmasına yardım etmişti. Tavan arasının ahşap zemini örtüsüz, cilasız. Kirden kararmış küçük bir çatı penceresi var. Ivır zıvır dolu bir sürü kutu var, her taraf tozlu. Orası evin geri kalanından bile sıcak. Amber ellerini şortuna silmiş, yerde bir dakika çömelmiş, Magnus’a bakmıştı. Burası iyi mi? demişti. Magnus onun ne demek istediği anlamamıştı. Ne diyeceğini bilememişti. Diyecek bir şey bulmaya çalışırken Amber aşağı inerek gözden kaybolmuştu.

Magnus üzüldüğünü fark etmişti. Amber’in gidişi onda yanlış bir şeyler yaptığı hissini uyandırmıştı. Ama Amber çabucak geri dönmüştü tavan arası girişinin altına, elinde yatak odalarından birinden aldığı battaniyeye benzer bir şeyle.

Yaşına göre oldukça dinç biriydi. Tekrar tırabzana çıkarak elini Magnus’a uzatmıştı. Ayağıyla tavan arası kapağını kapamıştı. Doğrulmuştu. Etrafa bakınmıştı, Magnus’un elini bırakmadan.
Burası olur, demişti.

Karanlık, demişti Magnus.

Amber onun elini bırakmıştı. Ama sonra kendi tişörtünü çıkarmıştı. Meme uçlarının etrafı beyazdı. Şortunu çıkarmıştı. Paralel postülat. Hesaplanamaz x. Sonra yine Magnus’un elini tutmuştu. Magnus’un elini kendi baldırına, sonra daha yukarıya koymuştu. Temas noktası. Magnus’un kemerini çözmüştü. Magnus’un aleti öne fırlamıştı, parabolik bir eğri çizerek (kabaca y = x’in karesi). Amber onu eliyle sıkmıştı. İçinden fışkırmıştı; bir noktadan fırlarcasına.
Sonra Amber buraya yat demişti.

Manifolt = toplam.

Toplam=bir bütün oluşturan parçalar.

Sonsuzluk: asla durmamak.

Düzenli aralıklarla tekrarlanan bir ardışıklık, bir kez, sonra tekrar, sonra tekrar, sonra tekrar = periyodik.

Kesişim noktası. Amber onu sırtüstü yatırmıştı, kendisi dikeydi, doksan dereceydi. Kendini Magnus’a eklemişti.

Belirli bir anda Amber’in gözlerinden Magnus’unkilere uzanan hatta, dünyanın en güzel ve inanılmaz eğimi vardı.

Amber’in içinde olmak bir boks eldiveninin içine girmek gibiydi ya da yastıklarla ve kanatlarla dolu bir odaya. Magnus patlayarak bir milyar minik beyaz kuştüyü saçmıştı.

O sıcak yaz havasında tavan arası ve ikisi şaşırtıcı bir şekilde ter kokuyordu. Sonrasında Amber’in ona yaslanması, kulağına gülmesi. Yürürken, konuşurken, bir şey demeden otururken tüm bedeniyle yaslanması, akşam yemeğinde masanın karşısından ona kimseye fark ettirmeden gülümsemesi. Gizli mucizevi eğrileri… Amber = melek. (sf. 138-140)

Tanıtım Bülteni:

Aile… bir kapalı kutu. En küçük bağımsız cumhuriyet; kendi yasaları, âdetleri, neşeleri ve sırları olan… Smart ailesinin 2003 yaz tatiliyle başlayan Rastlantısal, tatil bitip de kente dönmelerine ve yeni yıla uzanan bir süreci kapsıyor. Ailenin Norfolk’taki sıkıcı tatili, Amber adındaki baştan çıkarıcı bir yabancının ortaya çıkıp, her yere neşesini, sevgisini, zehrini ve isyancılığını saçmasıyla altüst oluyor. Amber ailenin sınırlarını çiğneyip geçer, onları dünyaları ve kendileri hakkında düşünmeye zorlarken, Smart’lar dengesi bozulmuş duygularını anlamlandırmaya çalışıyorlar. Rastlantısal, bastırılmış kişiliklerin beklenmedik anda su yüzüne çıkmasına ve zaman içinde sessiz sedasız kopup parçalanan ilişkilere dürüst bir bakış… 2005 yılında Ali Smith’e Whitbread Ödülü’nü kazandıran bir başyapıt.

Reklamlar