Aryanlar

Gölge Konuşuyor:

Kapsamlı ve detaylı bir kültür tarihi, göç ve köken araştırması. Not tutularak, ders çalışır gibi okunursa verimli bir okuma olur. Notum 4/5. Veremediğim puan okurken yeterince enerji sarf etmediğimi düşündüğüm için kendimden kırdığım puandı. Etraflıca bir araştırmaya rağmen yazar gerçeğin karşısında acziyetini ifade ederken tevazu gösteriyor şeklinde anlaşılmaması gerekir. Zor gerçekten. Kimin kiminle ne türlü ve nasıl bir ilişki kurduğunun sınırlı kaynaklara rağmen ortaya çıkarılması mesele… Kökler filoloji, arkeoloji ve kültürel antropoloji temelinde araştırılmış. Ortaklıklar ve benzerlikler üzerinden bir kültürün varlığı ortaya konulmuş. Kültür diyoruz, ırk ve etnisite demiyoruz. ırkın yanıltıcı olabileceğini söylüyor Childe. Aryanlaştırma denilen şeyde kültürel kimlik üzerinden yürüyor. Önce dil üzerinden ortaklıklar ve benzerlikler keşfediliyor; sonrasında da çanak, çömlek, vazo resmi, savaş baltası, aşı boyası, ölü yakma törenleri gibi unsurlar sayesinde durum pekiştirilmeye çalışılıyor.

Kendi Aryan köklerimi merak ederek başladığım bu macerada ta tarih öncesine, neolitik çağa kadar dayanan bir izi takip ettim. İlerlemenin ve uygarlığın motoru olan atalarımın işgal ettikleri topraklara düzen, intizam ve bereket getirdiklerine şahit oldum. Aryanların yayılması diğer istilacı toplumlar gibi dizginsiz değildi bu bakımdan..

Filoloji bölümünde gözle görünür en önemli şey kıta Avrupa’sının çoğunlukla Aryan kökenli olduğu. Dolayısıyla nasıl olup Hindistan ve İran’da hüküm sürmeye başlamış bir uygarlığının bir kolu İtalya’da, bir kolu Arnavutluk’ta, bir kolu Litvanya’da, bir kolu Yunanistan’da. Burada çok titiz bir çalışma yapmış Childe. Yayınladığı listelerde bir lingua franca gerçeği ortaya çıkarmış. Satem (Hint-İran) ve centum (Avrupa) dil yapıları sayesinde grupların etkileşimi görünür kılınıyor. Satem ya da şimdiki anlamıyla sad yüz sayısını ifade eder ve birçok aryan kültüründe benzerlikler mevcut.

Aryanların Turanlılar ve İskitler gibi Doğu’dan değil Yakındoğu’dan geldiğine dair ipuçları çok daha fazla. Irkçıların rağbet ettiği yüz şekli yani yüz genişliğinin yüz yüksekliğine olan oranını gösteren brakisefal, mezosefal, dolokisefal biçimlerinin de tek başına yeterli olamayacağı açık. Örneğin Afrika’nın güneyi ile Avrupa’nın en kuzeyi aynı yüz biçimi, dolikosefal. Zaten ırklar karıştığı için bu durum geçerliliğini yitirmiş. Ama misal Tuna boylarındakilerle İtalikler hemen hemen aynı resmi vazoda çizmişlerse o zaman daha geçerli bir ipucu elde etmiş olursunuz. Ya da ölülerin yakılması ilk defa İran Aryanları’nda görülmüş, sonrasında Hindistan’da ve Litvanya’da aynı ritüeller gerçekleşmişse üzerine düşünülür.. Savaş baltasının Aryanlar’a ait olmadığına dair ipuçları olsa da aşıboyası gibi savaş baltasını da bir süre sonra yoğunluklu olarak Aryanlar’ın kullandığı belli.

Avrupa’ya üç yol var o halde. Bir tanesi Güney Rusya, yani Doğu Avrupa’dan, ikincisi Kafkasya’dan, üçüncüsü de Küçük Asya’dan. Özellikle ikincisi üzerinde çok durmuş Childe. Her  ne kadar hikayenin neolitik çağdan emareleri ile başlatılmış görünse de burası çok flu. Ama M.Ö. 2500 ile M. Ö. 1000 yılları arasında bu Aryanlaştırma işlemi gerçekleşmiş….