Kızıl Yıldız 2 : Mühendis Menni

Gölge Konuşuyor:

Marslılar kıt kaynaklar nedeniyle bizim kadar şanslı değillermiş. Bundan dolayı da zaman zaman kişisel çıkarlar toplum çıkarların önüne çıkabiliyor gezegende. Diyeceksiniz ki bizim gezegende olmuyor mu bunlar. Oluyor ama bizdeki biraz farklı biz fazla için savaşırken diğerlerinin payını da alıyoruz. Mesela su yönünden daha şanslıyız. En şanssız olduğumuz nokta insan kalitesi. Mars da kapitalizmi yaşamış ama kapitalizmi içsel bir olguya dönüştürmemişler.kizil2-001

İlk maceradaki dünyalı misafirleri bu macerada yok. Var ama epiloglarda. Öncesine gidiyoruz zaten. Devrim öncesine. Menni’nin önemli rol aldığı devrim öncesine. Önce kaynak sorununu, özellikle su gereksinimini nasıl karşılayacaklarını düşünüyorlar. Bunun için de erkin tek bir yerde bulunması gerekiyor. Mars devletinin kurulması pek zor olmuyor. Zor olan ise Büyük Çalışmalar Planı denilen Mars’a yeni kaynakları bulmayı amaçlayan plan. Plan’ı yönetecek kişi Menni’dir. Lybia denilen çöldeki su için kanal açma projesidir. Çölde su olur mu demeyin. Yerin altına geçmiş suyu, çukur olan bu bölgeden çıkarmak daha kolay. Zor olan bu suyun izalesidir. Sarp dağları delmek lazım su için. Bunun için büyük bir maliyete ve iş gücüne ihtiyaç var.  Tehlikeli ve zor bir çaba gerektiriyordu plan. Aslında planlanmıştı yeterli malzeme ve işçilere yeterli ücret. Her ikisi de olmuyor Menni’nin başında olduğu bu projede. Çünkü projeyi kendi çıkarları için kullananlar var. Ama başlarda Menni suçlanıyor. Menni durumun farkına varıyor ama biraz geç. Öfkesine kurban oluyor, çıkarcılardan birini öldürüyor, kendisini demir parmaklıklarının ardında buluyor.

Sosyalizm de olsa öğreti kahramana ihtiyaç duyuyor. Toplumun kendi dinamikleri var ama bunu eyleme dönüştürecek birilerine ihtiyaç var. Neyse ki Netti ortaya çıkıyor. Yer yer basitleşen romanda bizdeki melodramlardaki bazı tesadüfler gerçekleşir.  Mesela büyük bir devrimci olan Netti büyük bir ilim adamı olan Menni’nin oğluymuş.

İşin melodram kısmını atlayıp Menni ve Netti arasındaki sokratik diyaloglar şeklindeki felsefi kısma gelelim. İdealist felsefe alaşağı ediliyor, olgusallık, bilimsel pozitivizm öne çıkarılıyor. Zaten sonrasında kahramanlara, duygulanımlara yer kalmıyor her şey bilimsel determinizmin sularında hiç sapmadan devam edecekmiş. Artı kültürel devrim de yaratıldığı için de bu böyle olmak zorunda imiş.

Ama Bogdanov bir edebiyatçı olarak metaforlardan vazgeçmiyor. Vampirleşme denilen kavramdan bahsediyor. Vampir metaforunu bir şekilde eserine yerleştirerek marksist estetikteki toplumcu gerçekçi ölçütlerinden feragat ediyor. Bir anlamda edebiyatın fantastik yönünün değerini teslim ediyor.