Çocuklar ve Canavarları

Gölge Konuşuyor:

Ahmet Tulgar’ın daha önce okuduğum Evsiz Ülke Hikayeleri adlı öykü kitabını çok fazla kelime ve dil oyunlarına başvurduğu için pek hoşlanmadığımı söylemiştim. Gerçekten Tulgar sanki ifadeyi dilin labirentlerinde boğuyordu.tara0012

Çocuklar ve Canavarları’nda tam tersine berrak, anlaşılır bir dil var. Yine kelime oyunlarına başvurulmuş, ama bu anlatının önüne geçmemiş. Tabi edebiyatçının edebiyatı bir dil olayı olarak görme lüksü var. Tulgar’ın romanı böyle sınıflandırmaya dahil değil.

Kahramanı yazar Sarp Kaya bir nevi Sokrates aslında. Cinayet zanlısı, baltalı bir katil. Onu sorgulayan polis ise Sokrates’in çömezlerinden biri sanki. Baştan sona sokratik bir diyalog gibi işlenmiş roman. Konuşan aslında sorgu polisi, yazarla konuştuklarını  anlatıyor; ne sorduğunu, ne tür cevaplar aldığını bazen şaşkınlıkla, bazen öfkeyle, bazen de sevinçle karşılıyor. Sarp’ın cevaplarına hiçbir zaman kayıtsız kalamıyor. Soruları Sarp’ın da sorduğu oluyor. Polis, yazar kadar kolay cevap veremiyor bu sorulara. Çoğu zaman köşeye sıkışan kedi gibi davranıyor.

Yazar ile polisin sonraki mektuplaşmaları ve yazarın bazı ifadeleri de romanda birer alt metin olarak işlenmiş. Mektuplar ileriki zamanda da bu düşüncelerin poliste devam ettiğini gösteriyor. En sonunda da beklenen tedrici olarak gerçekleşiyor: Baltalı katil cinayeti meşru ve haklı görünüyor polisin bilincinde. Neden böyle olduğu konusuna ise çok fazla spoiler olmasın diye girmiyorum… Romanın tadı ayrıntılarında…

Kitabın Sayfalarından:

“Kabul. Bak, benim için yazmak diye bir şeyin olmaması için yazıyorum ben. Bunu da şöyle açılklayayım: Kendim olmamak için yazıyorum yani. Yaptığım, yapacağım her şeyden kurtulmak için. Bunun için yapmadıklarımı yazıyorum. Böylece de yazdıkça da yazı beni yok ediyor. Ben yazıya dönüşüyorum. Yaptığım her şeyi yazı yapmış oluyor o zaman da.  Benim yazdığım her şey benim değil, yazının yaptığı şeyler oluyor. Bu yüzden yazdıklarım yapamadıklarımdan oluşuyor, tekrarlarsak. Ama bir yandan da yazdıkça ben yok olduğum için, benim için de sadece onlar oluyor dünyada, o yazdıklarım. Yani ben yazar değil, yazının ta kendisi olmak istiyorum. Benim bütün amacım yazarlığın en üst mertebesine ulaşmak, yazı olmak oldu hep. Bu işe başladığımdan beri.” (sf. 54)