Niteliksiz Adam 1 – 2

Gölge Konuşuyor:

Anlatılmak istenen bir hikayeden ziyade bir ruh (zamanın ruhu). “Nitelik” diye etiketlenen modern insanın çeşitli görünümleri tartışılıyor bu upuzun roman boyunca. Dolayısıyle romanda hikayelendirmeden öte fikriyat ön planda. Tıpkı Dostoyevski’de olduğu farklı felsefelerin çarpıştığı bir arena, roman. Romanın bu sokratik yapısı karşılıklı diyalogların yanı sıra iç monologlar şeklinde de veriliyor.tara0008

Kavramların bir ömrü olduğunu ve bu kavramların yaşayan varlıklar olduğunu düşünmemize neden oluyor. Kavram kimsenin tekelinde değil tabiki yaşadığı sürece dönüşüme uğruyor ve eş zamanlı olarak farklı görünümlere bürünüyor. Tıpkı romandaki “nitelik” kavramı gibi.

Olay ve hikayeden ziyade karakter alt yapısı sağlam bir roman. Ne var ki, karakterler özgür bireyler olmaktan ziyade, hepsi ayrı ayrı felsefelerin temsilleri gibiler. Ve tüm bu karakterlerden, birbiriyle uyumlu sağlam bir yapı oluşturulmuş. Sanki her karakter bir sac ayağıymış gibi. Biri eksildi mi yapı yıkılacak gibi.

Tüm bu sac ayaklarına rağmen romanı ayakta tutan romanın iki ana karakteri biri Ulrich yani nam-ı diğer Niteliksiz Adam, diğeri ise Dr. Arnheim’dir. Arnheim’a nitelikli adam da diyebiliriz.

Roman başlardan, özellikle birinci kitabın ortalarına kadar Ulrich’in yolu gibi gözüktü. Ulrich’in dönüşümünü izleyecektik. Ne var ki, Ulrich beklenen sıçramayı yapmadığı gibi “yol”u da sorguluyor. Ve esasında Ulrich, Herakleitos’tan Nietzsche’ye doğru evrilen bir gerçekliği savunur pozisyonuna geliyor. Bu pozisyon gerçekliğin bulanıklığıdır, değişimin esas olmasıdır.

Ulrich birinci kitabın sonlarında Arnheim için, “ben belki de yalnızca bir çakıl taşıyım, o ise görkemli, iri bir cam küre gibi. Ama sanki benden korkuyor.” diyordu kuzeni Diotima’ya. Burada modern burjuva bireyi olan Arnheim için de sorunun henüz çözülmediği belli. Korkuyor derken acaba ne demek istiyor?

Arnheim ise geldiği yolu sorguluyor nihayetinde. Kendi başarı hikayesini değil, temsil ettiği konumu sorguluyor. Novus Angelus gibi Arnheim de ilerlerliyor, arkasında yıkıntılar bırakarak. Burada sanki Musil, Walter Benjamin’e selam gönderiyor. Şöyle düşünüyor artık Arnheim, modern birey ruhsal yetkinliğe ancak cüzdanının kabarıklığıyla ulaşamıyor.

Yani nitelik demek mal, mülk, para, kariyer demek. Arnheim, Ulrich’e hiç bir zaman herhangi bir yönetim kurulu tarafından seçilen biri olamayacağını söylüyordu. Bu durumda Ulrich maalesef, niteliksiz sıfatıyla yaşayacaktı.

Burjuvaların yükselişi devam ederken, aristokrasinin halen iktidarda gibi görünmesi ise sanki halledilmemiş bir bürokratik teferruat. İmpkralya (Avusturya imparatorluğu-Macaristan krallığı) romana ev sahipliği yapan ülke. Ve İmpkralyalılar imparatorluklarına olan sözde bağlılıklarını göstermek için Paralel-Eylem adlı içeriği önceden belirlenmemiş bir etkinlik planlar. Etkinliği hikayenin sac ayaklarından biri aristokrasinin temsili olan Kont Leinsdorf organize eder. Her ne kadar dışarıda “Yaşasın Anheim”, “Kahrolsun Leinsdorf” sloganları duyuluyorsa da Kont görevini aksatmaz. Kont da artık şunun farkında değildir: Aristokrasi ya da feodalite artık burjuvaziyi karşısına almak istemiyor ve aslında arlarında bir kaynaşma olduğu gözden kaçmıyor. Dolayısıyle Kont kendisini her türlü sona karşı hazırlıklı.

Hikayenin kavram haritasında ortada Ulrich ve Arnheim duruken. Arnheim’ın göndermelerinin daha fazla olduğunu görürüz. Ulrih’e ve Kont’a göndermelerine değindik, bir de banka müdürü Leo Fischel’e olan göndermeler var. Arnheim pozisyonunu sorgularken, Fischel su katılmamış bir burjuva. Fishel gelinen noktayı doğal bir sonuç olarak görüyor.

Ulrich’in yolundaki en önemli kişilerden biri de kuzeni Diotima’dır. Diotima’dan bahsetmeden geçmek yorumu eksik bırakır. Diotima romandaki en idealize figürdür. Athena duyarlılığına sahiptir. Herkes ondan biraz çekinir. Özellikle Ulrich’in çelişkilerini ve zaman zaman sığlaşmasını yüzüne vurur. Kocası daire başkanı Tuzzi, bürokrasiye saplanmış günümüz insanıdır. Kafka’nın romanlarından fırlatılmıştır. Ve Diotima’nın ilgisi zamanla Anheim’e yönelir. Kuzeninin Arnheim’a aşık olması Ulrich’in hoşuna gitmez. Ulrich ile Diotima bu konuyu tartışır. Ulrich’in sağduyusunu yitirdiği, sığlaştığı bölümlerdir. tıpkı Anheim’in Ulrich karşısında sığlaşması gibi…

Bu arada romanın en önemli karakterlerinden Mossburger’i unutmuşum. Romanın olmazsa olmazlarından o da. Mossburger toplum nezdinde psikopat katil olarak biliniyor. Pek haksız da sayılmazlar. Peki ama, Ulrich’in gözünü kırpmadan cinayet işleyen birine yakınlığı neden? Bu tür insanlara suçu işlemeden ya da suç işledikten sonra yapılan kötü muamele mi? Ulrich sebep olarak bunu ileri sürse de biz böyle olmadığını biliyoruz. Mossburger’in anomik yapısını roman boyunca okuyoruz. Galiba Mossburger, Ulrich’in içindeki katili ortaya çıkarıyor. Baltalı katili belki mazur görebilir okur  ama psikopat katili asla. Çünkü Baltalı bu eylemi yüce bir amaç için gerçekleştirmişti…