Onca Yoksulluk Varken

Gölge Konuşuyor:

Bu kadar çok teğet geçtiğim buna rağmen okumayı aklıma getirmediğim başka kitap var mıydı, hatırlamıyorum.  20-25 yıl önce, neredeyse okuma serüvenimin hemen başında haberdar olduğum bir romandı Onca Yoksulluk Varken. Aslında kitaplarından ziyade yazar hakkında bilgi sahibiydim. Daha ziyade ansiklopedik bir bilgiydi bu. Romain Gary, bu romandaki takma adıyla Emile Ajar’ın edebi yönünün ne kadar kuvvetli olduğunu ancak ve ancak internet mecralarındaki yorumlardan öğrendim. Böylece dağarcığıma yeni ve büyük bir yazarı daha eklemiş oldum. Hayırlı uğurlu olsun.

Karakterlerinin sempatikliği ve sıcaklığı nedeniyle okurun kalbinde taht kurmuş bir roman Onca Yoksulluk Varken. Esasında romanın karakterleri “yeraltı” denilen türde sık sık boy gösteren, daha ziyade yaptığı kötülükler ve güvenilmezlikleri ile bildiğimiz karekterler. Yabancılık çekmiyorsunuz onlara ama onları hiç böyle görmediniz. Ve üstelik hikayeyi olan bitene şahit olan (tümüne mi emin değilim) bir çocuğun gözünden görüyoruz.

Kendisi de bir orospu çocuğu olan Momo hem diğer Arap ve orospu çocukları anlatıyor, hem pezevenkleri, hem de alemin orospu, travesti, kopuk, bey gibi unsurlarını. Ama en sevimlileri Madam Rosa ve Madam Lola’ydı. Doktor Katz’da alemin dışında duran fakat alemi iyi bilen ve tüm ahali tarafından güvenilirliği tescil edilen biri. Yaşlı Madam Rosa hikayenin geçtiği hanın tüm sakinlerine kol kanat geren sevimli şişko bir teyze. Han’da daha ziyade Afrika göçmeni zenciler yaşamakta. En popülerleri ise eski bir boksör, şimdinin travestisi olan Madam Lola’dır.

Momo Madam Rosa’yı çok sevmesine rağmen onunla sık sık dalga geçer. Çünkü bir Yahudi olan Madam’ın tuhaf korku ve alışkanlıkları vardır. Hiç yeri yokken ondaki hastalık derecesindeki Nazi korkusunu tarif etmek gerçekten zor.

Kendimi öyle kaptırmıştım ki romana 152. sayfadan 169. sayfaya atladığımı ilk başta fark etmedim. Sonradan fark ettim ki aslında sayfa atlayan ben değilmişim, romanın bendeki nüshasıymış. Lanet olsun böyle şeyler hep beni mi bulur. Kitabı bitiremedim ama yine de 169. sayfadan sonrasını okudum. Nasip olursa o aradaki kısmı sonradan tamamlarız. On yedi sayfası eksik de olsa bence harika bir roman. Romanın adındaki yoksulluk yokluk da olabilirmiş galiba. Fukaralık para, pul ve gündelik ihtiyaçlarda yaşanmıyor. Duygusal olarak da bir çöplüğün içindesiniz. Aşk bile yok. Böyle bir dünyada birbirine destek olan, birbirine tutunan insanların olmasını yadırgamamak lazım. Belki de tersi doğrudur. Yani yeraltı değildir orası…