Palermo’da Bir Sultan

Gölge Konuşuyor:

Tarık Ali, İslam Beşlisi diye adlandırdığı roman dizisinde bu sefer de 1153 yılının Sicilya’sını konu edinmiş. Günün Sicilya’sı üç büyük dine de ev sahipliği yapıyormış. Yine de bir Hıristiyan krallığın hükümranlığı söz konusuymuş. Tanıtım yazısında Normanlar dediği Hıristiyan topluluk adaya egemenmiş. Tarık Ali beşlinin diğer kitaplarında olduğu gibi gerçek kişileri romanın karakterleri olarak seçmiş. Ünlü İslam bilgini, coğrafyacı Muhammed El-İdrisi romanın baş kişisi. Dönemin kralı Müslümanların Sultan Rucari, gayri-müslimlerin ise Kral Roger ya da Rugieri romanın bir diğer önemli kişisi. Diğer karakterlerin gerçekliği konusunda bir şey söyleyemem.

Toplumlar dinsel farklılığa rağmen barışçıl bir şekilde bir arada yaşıyorlar mıydı? Barışçıl demesek de sanki bir ortak yaşama kültürü vardı. Kişisel saygıdan söz edilebilir ama birbirlerinin dinsel inançlarına saygı duyduklarını söylemek zor. İdrisi ve Rucari’nin konu ile ilgili tartışmaları iki tarihsel kişiliğin bugüne kalan mirası gibi değil. Herkes diğerinin dinindeki hayal mahsulü ve mantıksız olduğunu düşündüğü şeyleri söylerken aslında olan şu ya da bu dine değil, dinlere oluyor. Bu konuları mantık içinde değerlendirmek tartışmayı başlamadan bitirmek demek. İdrisi, zaten roman boyunca böyle bir tutum içinde, çocuklarına ve torunlarına da bu tür şeyler anlatıyordu. Bu derece bilge bir insana yakışmayacak şeyler bunlar. Acaba diyordum Tarık Ali söylemek istediklerini İdrisi aracılığıyla mı söylüyordu. Bu dizinin ilk romanı Nar Ağacının Gölgesinde’de olduğu gibi Müslümanlara karşı potansiyel bir düşmanlığın var olduğu, bunun işkenceye, kötü muameleye ve hata katliamlara dönüşeceği an meselesi gibi verilir. Bir aydın olduğunu düşündüğüm Tarık Ali’nin bu tek taraflı zihniyetini yadırgadım biraz…

Tarık Ali’nin romanlarında bolca yer almalarına ve erkekler tarafından saygı görmelerine rağmen kadınlar pek öyle özne gibi değildirler. Kadın hep erkeğin dünyasında tamamlayıcı parçadır. Küçük Elinore’yi saymazsak romanın yetişkin kadınlarının geçimsiz, entrikacı olması da hem yazarın hem de İslam toplumunun kadına bakış açısını sorgulatıyor.

Bundan önce okuduğum Dolambaç adlı romanda romanın içerik olarak zayıf, biçimsel olarak üst düzey olduğunu söylemiştim. Palermo’da Bir Sultan için tam tersini söyleyeceğim. Ama şunu söyleyebilirim Palermo’da Bir Sultan daha çok beğenilir. Tarık Ali’nin romancılığından o derece haz etmemiş olsam da okumaya devam ediyorum çünkü Tarık Ali’nin de Amin Maalouf gibi gerçek kişileri ve olayları seçmesi ilgimi çekiyor. Amin Maalouf zamanla roman sanatının inceliklerini sergilerken, bu eforu Tarık Ali’den de bekliyoruz