Büyümenin Sancısı

Gölge Konuşuyor:

Buna voliyi vurmak diyorlar. Tabii ki balığın geleceğini biliyorsunuz, tabii ki beklenti var ama bu derece bereketli olacağını tahmin edemiyorsunuz. Evvelden bu kitabı okuyan bir kişiyle karşılaşmıştım. Kitaptan nasıl tutkuyla bahsettiğini hatırlıyorum. Ne var ki, benim gibi yaşını başını almış bir adamın, genç kızın ölçütlerine karşı önyargılı olması kabul edilebilir. Böyle olsa dahi iyi edebiyatın kendine özgü kriterleri var demek ki, yaş, kimlik, sınıf farkı gözetmeyen…Alberto Manguel’in kitaba önsöz yazmış olması da başka bir kriter.

Orjinal adı Elizabeth Öyküleri olsa da bizimkiler Büyümenin Sancısı ismini vermişler ki bence cuk diye oturmuş bu isim. Bir kişi mercek altında öykülerde. Anlaşılacağı üzre bu kişi Elizabeth’tir. Ama iki önemli kişi daha var. Bunlar Elizabeth’in anne ve babası: Mavis ve Frank. Kendi hikayesini anlatan Elizabeth kimi vakit anne babasından isimleriyle bahseder. Bu vakitler kahramanımızın yüzünde müstehzi bir ifade vardır. Anne ve babayı da detaylı tanıyoruz esasında. Sırlar adlı öyküde Elizabeth kendisinden çok annesinden bahsediyor. Annesinin muhafazakarlığını biliyorduk bir metodist olduğunu yeni öğrenmiştik. Onun arkadaşı June ile sanki aralarında gizli bir antlaşma varmış gibi iletişimi bana köyümüzün dedikoducu kadınlarını anlattı.

Elizabeth’e geleceğiz ama azıcık babadan bahsedelim çünkü Elizabeth ile ilgili konuşmaya başlarsak sonu gelmez. Baba bir bankacı. Takıntı derecesinde düzen yanlısı olmasının nedenini mesleğin bir gereği olarak görüyor. Onun da Elizabeth’e karşı tutum ve davranışları Mavis gibi didişmeye dayalı.

Elizabeth. O artık benim için edebiyat sahnesinin özel bir karakteri. Çocukluktan çıkana (yetişkin olana) kadar ki dönemini paylaşıyor Elizabeth. Kah çocukluk, kah yeniyetmelik, kah gençlik. Elizabeth tek kelimeyle uyumsuz bir tip. Bunu kabul ediyor ama altını da dolduruyor.. Bu bakımdan bu derece aksi, başına buyruk birine ne tam iyi ne de tam kötü diyebiliriz.

İtiraf ettiği bir yönü var kendisiyle ilgili o da oyuncul olması. Oyun oynamayı sevmekten çok oynarken ki gerilimi seviyor. Kupa Valesi adlı öykünün ilk cümlelerinde zaten bu yönde profilini açık etmiş. “Sanırım apaçık bir yüzüm olduğu için,insanlar benim iyi poker oynadığıma hiç ihtimal vermezler. (Annem yüzümü bir kitap gibi okuyabildiğini söylerdi. Onun yanlışı benimse avantajımdı bu.) Ama insanlar şunu bilmiyor ki ben on bir yaşımı bitirdiğimden beri poker oynuyorum ve bu oyunu çok daha iyi oynuyorum. Belki yüzüm kızarıyor, telaşlanmış gibi görünüyorum ama heyecanım kişisel değil, soyut oluyor. Bunu nasıl açıklayabilirim? Pokerde en çok hoşuma giden şey o gerilim, yani sonuçta kazanmak ya da kaybetmek değil de rastgele şans ve hiç değişmeyen sayılar arasında gidip gelen gerilim. Şlak, şlak, şlak, şlak, kartlar dağıtılıyor ve talih sizi çağırıyor, bir iskambil destesinde iki buçuk milyon farklı el var. Bu size kaderle biraz oynama şansı veriyor, beni çeken de bu. Önemli olan elindekiyle ne yaptığın; her karşılaşmada değişmez krallar ve kraliçelerle ve onların hoyratça karıştırılıp çeşitli ihtimaller için altüst oluşlarıyla şansını yaratmaya çalışıyorsun. Hiçbir yerde kesinlik yok, ama pokerde bu oyunun bir parçası.” Toplumsal normları ele aldığımızda gerçekten sıkıntılı bir tip Elizabeth. Her öykü onun bir yönünü resmederken onun kendisini tam olarak akladığı düşüncesine şüpheyle yaklaşıyoruz. Zaten böyle bir niyeti de yok dikbaşlı kahramanımızın.

Çünkü ne kadar acımasız olabildiğini Celia ile münasebetinde görmüştük. Bize çocukluğun ne vahşi bir dönem olduğunu da anımsatıyordu söz konusu münasebetler. Onun cinsellikle tanışmasını, yaşadığı ilk deneyimleri muhafazakar biri değilseniz çok kızmazsınız ama bu ebeveyni dahil çevresinin böyle olayları yönetme konusunda ne kadar aciz olduğunu gösteriyor. Bu durumdaki birinin günah keçisi ilan edilmesini de bozuk olduğu düşünülen siciline bağlamak da yanlış olmaz.

Ama galiba sevgi ve iyi arkadaşlar çocuk büyürken en büyük şansı. Esther’e bir hayranlık, bir yakınlık duyması bunu gösteriyordu. Bu dostluğu nasıl tükettiğine de şahit olduk. Bu bakımdan son öykü Garten’dan Ayrılmak bir finaldi. Yine kahramanımız kötü diyebileceğimz karakterlere daha yakındır seçenekleri olsa dahi. Ama sevdiği serserinin zavallı Faye’e yaptıklarını onun da midesi kaldırmaz. Dümeni tam tersi yöne kırar. Hikayede burada biteri

Farkındalık yaratması nedeniyle anne-babaları (özellikle kız anne-babaları) bu kitabı sevebilir? Başka kimler sevebilir? Öğretmenler, pedagoglar, psikolog ve psikiyatrisler ile tüm edebiyatseverler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s