Süt ve Çikolata

Gölge Konuşuyor:

Bir kitabı neden beğeniriz? Elimizde bize yol gösterecek objektif bir kılavuz olmadan bunu başarabilir miyiz? Başkasının ölçütleri yerine kendi kimliğimizi, dünyaya bakışımızı, sınıfsal konumumuzu koysak daha iyi değil mi? İkinci dediğimden kolay kolay kurtulamayız. Elimizde nesnel ölçütler olsa dahi üzerimizdeki elbiselerden çoğu zaman kurtulamayız. Eğer bir eser iyiyse bunu ne zaman anlarız? Başlar başlamaz mı, okuma sürecininin bütününde mi, okuma sürecinin sonunda mı? Bana göre üçü de olmak zorunda. Elimizdeki eser bir edebiyat kitabıysa birincisinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü edebiyatın hammaddesi dildir, dil kötüyse o eser zor okunur. Peki dilin iyi ve kötü olduğunu nasıl belirleyeceğiz. İfadenin süslü ya da sade, açık ya da kapalı olması önemli mi? Önemli olmadığını düşünüyorum. Çünkü her durumda ifade güzel olabilir. Misal hiç söz sanatlarına baş vurmuyorsanızz, düz bir anlatım kullanıyorsanız, anlatıyı retorikten soyutluyorsanız yine de esere güzel denilebilir. Bunlar varken de eser güzel olacak diye bir şey yok. Örneğin günlük konuşma diline yakın bir dili kullanıyorsanız kimse size eseriniz edebi değil diyemez. Gündelik dilde edebiyatın olmadığına kim karar veriyor?

Süt ve Çikolata’da yer yer dil zenginleşiyor olsa bile genelde bir fakirlik söz konusu. Bu durumda esere kötü mü diyeceğiz. Etkili bölümler, güzel cümleler ve güzel ifadelere bu romanda da yer alıyor. Bu durumda eseri beğenmedik mi, diyeceğiz? Hangi eserde bu zenginlik eserin bütününe yayılmış? Kabul edelim bazı eserler diğerlerinden daha önce gelir bu bakımdan. O zaman beni esere şerh düşülmesi taraftarı olurum ve bu nedenle de eseri kayda değer bulurum. Süt ve Çikolata’nın eksikleri var diye, bazı yerlerini, misal eşek arısının macerasının olduğu bölümü ya da Eşekler Cumhuriyeeti marşının olduğu bölümü es mi geçeceğiz?

Hem ifadeler ne derece güçlü olurlarsa olsunlar, hikaye anlatmakta yeterlilik göstermesi kafidir. Güzel görünse de fazladan eklenmiş gibi görünen parçalar ancak boş bir retorikten başka bir şey oluyor. Romanda karakterler konuşturulduğundan, onların yok yere süslü ifadelere baş vurması bu bakımdan eğreti durabilirdi. Ama örneğin bıçkın bir karakter yaratmışsanız, bu karakterin argoya baş vurmasını yadırgamamalısınız. Romandaki argo ifadeler bu bakımdan bütünlüğe yedirilmiş gibi görünüyorlar. Çok fazla olmamakla birlikte “manukyan kılıklı” ya da “memur kılıklı” gibi ifadeler bence sırıtıyordu romanda.

Olaylar ve karakterler ise tutarlı olmak zorundalar. İkna olmakta sıkıntı yaşanılır bu durumda, bu da inandırıcılığa gölge düşürür. Çikolata, Süt, Kılıç, Reis gibi adlarının olması acaba karakterler bir şeyi mi sembolize ediyor ya da bir şeylerin temsili gibi mi duruyorlar? Roman özelinde henüz bu soruya cevap veremeyeceğim. Herhalde bu tür isimlerin verilmesi tesadüfi değildir.

Baş karakter Çikolata’nın mantığını doğrulamak edebiyatın konusu değildir. Özgür yaratım olduğuna göre edebiyat ne bileyim işte devlete rağmen devlet için çalışmanın doğru olduğunu o mafyozi dizileri izleyen bir çok kişi hak verecektir ama benim oradaki tavrım kesinlikle böyle bir şeyi reddetmektir. Bu romandaki işte halka rağmen halk için tavrını desteklemesem bile haklı bulurum. Yetmez ama evet!

Süt ve Çikolata İzzet Dönmez’in ikinci romanı. Yatılı Düzlükler’den farklı olarak bu sefer bilinen yollardan yürümek istemiş. Ama ben onun aşındırdığı patikalarda yürüyüşünü daha çok severdim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s