Vahşi Hafiyeler

Gölge Konuşuyor:

Bolano’nun bundan önce okuduğum 2666’yı ve buradaki genç şairleri ya da şiir seven gençleri birlikte düşündüğümde bu çocukların kendilerine neden “damardan gerçekçi” dediğini daha iyi anlıyorum. 2666’nın kimilerine göre eğreti duran dördüncü kitabında Bolano’nun kurmacanın gerçekliğin sınırlarını hiçbir zaman terk etmemesi gerektiğiyle ile ilgili ısrarı daha iyi anlaşılıyor. İşte kendilerine damardan gerçekçi ya da damardancı denen bu Meksikalı ya da Mexico City’yi (romanda DF kısaltması kullanılıyor) kendisine mesken tutmuş gençler 784 sayfa boyunca kendilerini anlatacaklar ve kendilerinden öncekilerle ya da gelenekle neden bağı kestiklerini anlatacaklar. Bunu yaparken de Leonora Carrington ve Octavio Paz gibi kendisinden önceki gerçeküstücü ve sembolist şairlerle neden bağı kopardıklarını da anlatacaklar. Paz’ın sembolizmi gerçekçilikten ne kadar uzak bilemiyorum onun 68’deki Tlatelolco katliamında verdiği tepkiyi biliyorum.

Tabii romanda sadece şiirden bahsedilmiyor. Hatta bir hafiye hikayesiyle son buluyor roman. Bu anlamda başlıkta “hafiye” sözcüğünün çift anlamlılığı da dikkat çekiyor. Özellikle birinci aşk ve polisiye bir öyküye dönüşen birinci bölümün devamı olan üçüncü bölümü okurken, roman sonlanırken yaratılan gerilim birçok gerilim romanındakinden daha yukarıda. Romanda okuyucuyu sıkacak şiirle ilgili bazı biçimsel tabirler (tetrastico, senkop vs.) ve karakterlerin kimi zaman ergen muhabbetlerine dönüşen cinsel hayatını saymazsak 784 sayfanın çok rahat okunduğu söylenebilir. Buralarda da erken boşalmalar, sertleşmeyen penisler ve histerik istekleri bir arada düşündüğümde de sanki cinsellik de ironiye yedirilmiş gibi geldi. Bir de şiir üzerinde çok bilmiş muhabbetlere tanık olunca da ironi devrede diye düşünüyorsunuz. Misal Garcia Madera’nın romanın hemen başında şiir atölyesini veren Alamo’yu caka satması. Ayrıca çıkardıkları derginin adının Lee Harvey Oswald olması da söz konusu ironin belgesi. Kennedy’nin katilini adını dergilerine başlık yapmışlar, çok komik.

Tüm karakterler Meksikalı değil yalnız. İçlerinden bir tanesi belki de romanın en önemli karakteri Arturo Belano Şili’liydi. Kendisi de bir sürgün olan Bolano’nun Belano ile ilişkisi gayet açık. Ne var ki, bu tuğla romanda biz en çok sözü edilen bu karakteri çok iyi tanıyamıyoruz. Çünkü Belano da damardancıların diğer önemli şairi Ulises Lima gibi kendini anlatmıyor. Dolayısıyla biz sadece Belano’nun fiziksel dünya da yaşadıklarının tanığıyız. Ancak bunu romancının bilinçli bir tercihi olarak görmek daha doğru. Çünkü bunu yaparak kahramanına fazlasıyla gizem katmış. İkinci bölümdeki Belano’nun 76-96 arasındaki savrulmalarını farklı seslerden dinlerken bile anlatıcılar daha ziyade kendilerini anlatıyorlar.  Juan Garcia Madera’yı, Vahşi Hafiyeler adlı ikinci bölümü haricindeki diğer iki bölümü anlatan şahsiyeti daha iyi tanıdığımızı söyleyebiliriz.

Damardancıların yaşama dört elle sarıldığını söyleyemeyiz. Belano ve avenesi tamamen bohem yaşantısı sürüyor. Sonradan birçoğunun yolu ayrılmış olsa bile UNAM yani üniversite döneminde aynı ortamlara takılıyor, içkilerini ya da marihuanalarını alırken şiir muhabbetleri yapıyorlar. Burroughs’un muhabbeti geçince de Beatnikler’le aralarında kader birliği olduğuna dair inançları beliriyor. Son olarak da kader birliği demişken her iyi okur kendini bu yeterince anlaşılmamış şair Arturo Belano ile kader birliği içinde hissedebilir. Velhasılı, hepimiz Arturo Belano’yuz!