Şiir ve Cinayet

Gölge Konuşuyor:

Salah Birsel’in Binbir Gece Denemeleri başlığında toplanan denemeleri uçsuz bucaksız bir hafızanın görgü tanıklığı gibidir. Bu bakımdan denemeden ziyade anı tadı verirler. Kendisini anlatmaz Salah Birsel ama tüm denemelerinde izleyen bir göz vardır.

Hayret vericidir gerçekten bu derece bilgi yığını. Kendimi bir çöpçü olarak bilirim ama Birsel bana dünkü çocuk muamelesi yapar gibidir. Bu yığının içinde yer yer yolumu kaybedebilirim ama bu labirentten bir çıkış yolu vardır. Buradaki tüm şeyleri aklımda tutmam mümkün değil ama çağrışımlar hep olacak.

Deneme deniliyor ama türe sadık kalınmıyor. Birsel’in edebiyatçı kişiliği devreye girer adını ne koymuşsanız o şey bir hikayeye dönüşür. Kimi yerde de hani Birsel’in Salah Bey Tarihi diye bir dizisi vardır ya, oradan parçalar var gibidir. Zaten Birsel tarihe girmeden duramaz.

Ayrıntı düşkünlüğü ilgi çekici olduğu gibi bıktırıcı da olabilir. Mesele ile ilgili o kadar çok örnek vardır ki, bunların biribne karışmasından daha tabii ne olabilir ki?

Ama meraklı biriyseniz eminim ki bu ayrıntıların çoğu şaşırtacaktır sizi. Okumaya düşkünseniz söz konusu denemeleri sevmemeniz mümkün değildir. Daha başlar başlamaz ilk denemede kimin hangi eseri ne kadar sürede yarattığının bilgisini sahip oluruz.  Örneğin Ahmet Haşim’in bir şiiri yaratım süreci kimi zaman on beş yılı bulurmuş. Ama Stendhal o hacimli eseri Parma Manastırı’nı 52 günde yazmış. Flaubert ise Duygusal Eğitimi iki defa yazmış, eserin yazım süreci toplamda otuz yıla yakındır… Başka birçok meseleye de giriyor Birsel. Hayvan bakımının tarihçesi, egosu yüksek şair ve yazarlar, Mithad Paşa Cinayeti dosyasının yeniden açılması, katiller ve çiçekler ile diktatörler ve metresleri gibi birbirinden farklı bir çok konu işleniyor.

Tek tük de olsa okur kimliği üzerinde kafa yoruyor Birsel. Örneğin okurun hainliğini eleştirmeyen yazarı ikiyüzlülükle suçluyor. Faust’u tamamlamak için Goethe’ye başvuran kendini bilmezi de gammazlıyor.

En sevdiğim tarafı Salah Birsel’in eleştirmenliğiydi şüphesiz. Yatmış Aslan Durumu gibi bazı denemelerde Birsel’in bu tarafı öne çıkıyor. Özellikle Nedim, Degas ve Lautrec’in poetikasını sade anlatım başlığı altında birleştirmesi etkileyiciydi. Sadece eleştirmek değil eleştirinin de eleştirisi mevcut buradaki karşılaştırmada.

En az sevdiğim tarafı ise Salah Birsel’in milliyetçiliğiydi. Milliyetçi olsaydım severdim ama değilim ve Salah Birsel’in aynı nakaratı tekrarlayıp tarihsel olarak Türklerin haklılığını bir kez daha dillendirmesini bu derece kulağı olan bir fikir adamına yakıştıramadım. Konu ile bağlantılı olarak Türklerin misafirperverliği ve iyi yabancının ancak Türkün yüceliğini anlayan yabancı olması da tuhaf.. Bir başka negatif nokta ise insanlığın iyiyi, güzeli, doğruyu akıl yoluyla bulacağına dair inancı Birsel’in.

Birçok not var gerçekten ama tüm bunlara girmek çok zaman alacak ve çok yer kaplayacak. Kimsenin başını da ağrıtmak istemiyorum bu vakit…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s