Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları

Gölge Konuşuyor:

Goethe’nin diğer eserlerinin gölgesinde kalmış bir eser sanırım, özellikle Genç Werther’in Acıları ve Faust’un. Oysa ki roman Goethe’nin otuz küsür yıl uğraştığı büyük projesiymiş. Duygusal Eğitim’in Flaubert’i uğraştırdığı kadar uğraştırmış Goethe’yi Wilhelm Mesiter’in Çıraklık Yılları. Daha önce baskısı yapılmış mı bilmiyorum ama bendeki Alfa edisyonu 2017’ye ait. Hakkını da vermiş Alfa ciltli, şömizli göz alıcı bir baskı. Doğrusu ben de tesadüfen öğrendim romanı. Martin Walser’in Güzelin Bedeli adlı kitabındaki Okurun Özanlayışı adlı denemesi olmasaydı gözümden kaçar mıydı, bilmiyorum. Romana geçmeden önce bu denemedeki bahsinden konuyu açalım.

Bu eseri ilk okumasında benim yaşadığım sıkıntıları yaşamış Walser. Retorikten örülü romanda her sayfasında altı çizili özlü sözler olmasını can sıkıcı buluyor M. Walser. Romana asıl değerini yirmi yıl sonraki ikinci okumasında veriyor. Romanı büyük şeyin, sonradan yazılan bir başka eserin antitezi gibi durmasıdır. Daha doğrusu romanın tezli olduğunu, romana antitezi yüz yıl sonra başka bir Alman romancı Robert Walser tarafından geldiğini söylüyor. Bunu da başa karakterler üzerinden yapıyor Martin Walser. Bir sivil itaatsiz olan ve Walser’in romanına adını veren Jakob von Gunten’i Wilhelm Meister’in antitezi ilan ediyor Martin Walser. Wilhelm Meister ise tam tersine hayata o derece asılıyor, kendini gerçekleştirmek için hep serüven peşinde koşuyor.

Goethe’nin eserine Martin Walser olumsuz bir anlam yüklese de çağına göre oldukça ilerici bir eser. Bir burjuva olan Meister’in asaleti elden bırakmadan kendini gerçekleştirmesi de yeni gelişen sınıfın Goethe tarafından iktisadi olarak onaylandığı, ahlaki olarak da onaylanmadığı anlamına gelir. Bu tür asalet de romana hatırı sayılır bir romantizm bağışlıyor. Romandaki çocuk karakterlerin varlığı, onların masumiyeti, özellikle Mignon’un kumpanyaya katılması ve sonraki şanssızlığı söz konusu romantizmi daha da ağdalı hale getiriyor… Özellikle karşı cinsle ilişkisinde ilgi odağı olmasına rağmen, kadınlarla yaşadığı uyumsuzluk problemleri nedeniyle  Meister’e bir tanrısallık bağışlanıyor. Yine de düzenin bir parçası oluyor, aile babası olabiliyor.

Ama hikaye sanki onun sosyal başarı ve başarısızlıklarından ziyade sanatçı kişiliğine odaklanıyor. Her ne kadar Dorian Gray’in Portresi Goethe’nin poetikası, Faust ise felsefesini gösteriyor olsa bu roman her ikisini de harmanlayan bir yapıya sahip… Yazarın biyografisine baktığımızda  onun kraliyet tiyatrosunun başındaki en önemli kişi olduğunu görüyoruz. Coşumcu ve fırtınalı tarzını da tiyatrodan devşirdiğini görüyoruz. Hamlet sahnelenirken, romandaki bir yığın kişi arasında da shakespearevari ilişkiler yok değil. Entrikalar, tutkular romanın her sayfasında neredeyse kendini gösterir.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s